Dün akşam Beşiktaş maçını izliyorum. Güzel bir futbol, heyecanlı bir mücadele… İnsan biraz olsun günlük hayatın stresinden uzaklaşıp maçın keyfini çıkarmak istiyor. Derken işimiz gereği sosyal medyaya giriyoruz. Çünkü medya sektöründeyseniz gündemi takip etmek zorundasınız. Ama karşıma çıkan manzara karşısında kendi kendime sormadan edemedim: Bu ne arkadaş? Herkes kafasına göre bir sosyal medya kanalı mı açıyor? Bunları denetleyen kimse yok mu? Yoksa bütün bu yeni kanallar seçim için mi açılıyor?
Dün akşam Beşiktaş maçını izlerken aklımda ne siyaset vardı ne de sosyal medyadaki hesaplar… Futbolu izliyor, güzel bir maçın heyecanını yaşıyordum. Ancak mesleğimiz gereği telefonumuzu elimize alıp gündeme bakmak zorundayız. Gazetecilik yapıyorsanız sosyal medyadan kopma şansınız yok. Dakika başı girip haberleri kontrol etmek, gelişmeleri takip etmek ve kamuoyunda neler konuşulduğunu görmek zorundasınız.
İşte tam da bu nedenle sosyal medyaya girdim.
Bir baktım, karşıma daha önce adını duymadığım, ne zaman açıldığını bilmediğim, kimlerin yönettiğini merak ettiğim onlarca kanal çıkıyor. Biraz daha bakıyorum, başka bir hesap… Biraz daha ilerliyorum, yeni bir sayfa…
İnsan ister istemez düşünüyor: Bu ülkede neler oluyor? Herkes bir anda yayıncı mı oldu? Herkesin bir haber kanalı açma merakı nereden çıktı?
Ve asıl sorum şu: Bu kanalların hepsi neden şimdi ortaya çıkıyor? Yoksa seçim hazırlığı mı yapılıyor?
Elbette bu soruyu sormak için elimizde bütün kanalların seçim amacıyla açıldığını gösteren kesin bir veri olması gerekmiyor. Ancak ortada dikkat çeken bir hareketlilik varsa, bunun nedenini sorgulamak da en doğal hakkımız.
Herkes kanal açıyor! Peki, amaç ne?
Bugün sosyal medya hesabı açmak son derece kolay. Bir isim belirliyorsunuz, bir logo hazırlıyorsunuz, birkaç paylaşım yapıyorsunuz ve kendinizi bir anda medya dünyasının içinde buluyorsunuz.
Peki, gerçekten gazetecilik mi yapıyorsunuz? Yoksa yalnızca bir hesap açıp gündemde görünür olmaya mı çalışıyorsunuz?
Elbette herkesin yayın yapma, düşüncelerini açıklama ve kendi kitlesini oluşturma hakkı var. Buna kimsenin itirazı olamaz. Benim derdim de insanların sosyal medyada hesap açması değil.
Benim derdim, bu kadar çok kanalın hangi amaçla açıldığı, nasıl yayın yaptığı ve kamuoyuna ne sunduğu.
Bir kanal açıyorsanız haberin kaynağını araştırmanız, bilgiyi doğrulamanız, yanlış yaptığınızda düzeltmeniz ve yayıncılığın sorumluluğunu taşımanız gerekir. Sadece sosyal medyada görünmek, birkaç paylaşım yapmak ya da başkalarının haberlerini yeniden yayımlamak gazetecilik için yeterli değildir.
Bugün sosyal medyada kendisini haber kanalı olarak tanıtan çok sayıda hesapla karşılaşabiliyoruz. Peki, bunların hangisi gerçekten habercilik yapıyor? Hangisi yalnızca gündemin peşinden gidiyor? Hangisi kamuoyunu bilgilendirmeyi, hangisi kendi çıkarını önceliyor?
İşte bu soruların cevabını bilmek istiyoruz.
Yoksa seçim için mi açıyorsunuz?
Gelelim meselenin en dikkat çekici tarafına…
Son dönemde yeni yeni sosyal medya kanallarıyla karşılaşınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bu kanalların bazıları yaklaşan seçimler için mi hazırlanıyor?
Siyasetin hareketlendiği dönemlerde iletişim kanallarının önemi artıyor. Adaylar, partiler ve siyasi oluşumlar seslerini daha geniş kitlelere duyurmak istiyor. Sosyal medya da bu açıdan güçlü bir araç hâline geliyor.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var. Bir kanalın yeni açılmış olması, tek başına onun seçim amacı taşıdığını kanıtlamaz. Böyle bir değerlendirme yapabilmek için yayınların içeriğine, kimler tarafından yürütüldüğüne, hangi konuları nasıl ele aldığına ve varsa siyasi bağlantılarına bakmak gerekir.
Fakat sormak başka, peşin hüküm vermek başkadır.
Ben de tam olarak bunu soruyorum: Bu kadar yeni kanal neden ortaya çıkıyor? Gerçekten halka haber vermek için mi? İnsanları bilgilendirmek için mi? Yoksa seçim döneminde belli isimleri öne çıkarmak, belli düşünceleri yaymak ve kamuoyunu yönlendirmek için mi?
Eğer amaç habercilikse, buyurun, haberinizi yapın. Halkı bilgilendirin. Doğruyu araştırın, yanlışı ortaya çıkarın.
Ama amaç seçim döneminde ortaya çıkıp belli hesapların propagandasını yapmaksa, bunu da açıkça konuşalım.
Çünkü halk artık kimin gerçekten haber yaptığını, kimin yalnızca gündem oluşturmaya çalıştığını bilmek istiyor.
Sosyal medya kanalı açmak kolay olabilir ama kamuoyunun güvenini kazanmak o kadar kolay değildir.
Seçim yaklaşınca herkes mi gazeteci oluyor?
Seçim dönemlerinde toplumun haber alma ihtiyacı artıyor. Adaylar konuşuluyor, siyasi programlar tartışılıyor, vaatler gündeme geliyor. İnsanlar karar vermeden önce farklı kaynaklardan bilgi almak istiyor.
Tam da bu nedenle haber kanallarının sorumluluğu büyüyor.
Ancak seçim dönemlerinde bilgi kirliliği riski de artabiliyor. Doğrulanmamış iddialar, bağlamından koparılmış görüntüler, eski haberlerin yeniymiş gibi sunulması ve taraflı paylaşımlar, insanların sağlıklı değerlendirme yapmasını zorlaştırabiliyor.
Böyle bir ortamda yeni açılan her kanala şu soruları sormak gerekiyor: Kim yönetiyor? Haberin kaynağı ne? Yayın politikası nedir? Siyasi içerik paylaşıyorsa bunun niteliği ve amacı konusunda ne kadar şeffaf?
Bunlar kimseyi susturmak için sorulan sorular değil. Tam tersine, hem yayın özgürlüğünü hem de halkın doğru bilgiye ulaşma hakkını korumak için sorulması gereken sorular.
Kimse bir siyasi görüşe sahip olduğu için suçlanmamalı. Hiç kimse sırf bir adayı destekliyor diye gazetecilik yapmaktan men edilmemeli. Ancak siyasi propaganda ile bağımsız habercilik arasındaki fark da ortadan kaldırılmamalı.
Halkın bilmesi gereken, karşısındaki içeriğin haber mi, yorum mu, reklam mı, yoksa siyasi propaganda mı olduğudur.
Denetim derken neyi kastediyoruz?
Burada bir başka önemli konuya da açıklık getirmek gerekiyor.
Sosyal medyada herkesin önceden izin alarak kanal açması gerektiğini savunmuyorum. Böyle bir yaklaşım ifade özgürlüğü açısından ciddi sorunlar doğurabilir.
Ancak haber ve yayıncılık faaliyeti yürüten hesapların sorumlulukları konusunda daha fazla şeffaflık ve hesap verebilirlik olması gerektiğini düşünüyorum.
Yanlış haber yayımlandığında ne olacak? Bir kişinin itibarı zarar gördüğünde kim sorumluluk alacak? Başkasına ait görüntüler izinsiz kullanıldığında hangi yollar izlenecek? Seçim döneminde yanıltıcı siyasi içerikler yayıldığında vatandaşın başvurabileceği mekanizmalar ne kadar etkili olacak?
Bunlar cevap bekleyen sorular.
Denetim, her paylaşımın önceden onaylanması veya eleştirel seslerin susturulması anlamına gelmemeli. Hukuka uygun, şeffaf ve ölçülü bir sistemden söz ediyoruz. İfade özgürlüğünü korurken hukuka aykırı davranışlarla mücadele edebilen bir düzen hepimizin yararına olur.
Çünkü özgürlük varsa sorumluluk da olmalı.
Gerçek gazetecilik emek ister
Yıllardır medya sektörünün içinde olanlar bilir: Gazetecilik yalnızca bir paylaşım yapmaktan ibaret değildir.
Bir haberin peşine düşmek, doğru kaynağa ulaşmak, bilgiyi teyit etmek, gerektiğinde farklı tarafların görüşünü almak ve yayımlanan içeriğin arkasında durmak emek ister.
Bazen bir haber için saatlerce araştırma yapılır. Bazen tek bir cümlenin doğruluğunu öğrenmek için defalarca telefon edilir. Bazen de yeterli bilgi olmadığı için bir haberin yayımlanması bekletilir.
Çünkü gazeteciliğin temelinde güven vardır.
Sosyal medyada ise kimi zaman haberin doğruluğundan çok ne kadar izlendiği önem kazanabiliyor. Çarpıcı bir başlık atılıyor, dikkat çekici bir görüntü kullanılıyor ve paylaşım hızla yayılıyor. Ancak o içeriğin doğru olup olmadığı ikinci planda kalabiliyor.
Bu durum yalnızca gazetecilere değil, bütün topluma zarar verir.
Bir kanalın binlerce takipçisinin bulunması, onun güvenilir olduğunu kanıtlamaz. Bir paylaşımın çok sayıda kişi tarafından paylaşılması da doğru olduğu anlamına gelmez.
Bu nedenle hem içerik üreticilerinin hem de kullanıcıların daha dikkatli olması gerekiyor.
Kıbrıs’ta da bu soruları sormanın zamanı geldi
Kıbrıs’ta medya dünyası ve sosyal medya kullanımı açısından da bu konuyu konuşmalıyız.
Yerel gündem, siyasi gelişmeler ve seçim tartışmaları sosyal medya üzerinden geniş kitlelere ulaşıyor. Bu, doğru kullanıldığında büyük bir avantaj. İnsanlar gelişmelerden haberdar oluyor, farklı görüşleri takip ediyor ve kamuoyunu ilgilendiren konular hakkında fikir edinebiliyor.
Ancak küçük toplumlarda yanlış bilginin etkisi de daha ağır hissedilebiliyor. Bir paylaşım yalnızca bir kişinin adını değil, ailesini, işini ve sosyal çevresini de etkileyebiliyor.
Bu nedenle yayın yapan hesapların daha dikkatli davranması, kaynak göstermesi ve yanlış bilgiyi düzeltmekten kaçınmaması gerekiyor.
Özellikle seçim dönemlerinde bu sorumluluk daha da önemli hâle geliyor. Çünkü seçmen, kararını doğru bilgiye dayanarak vermek ister. Kamuoyunun yanıltıcı içeriklerle karşı karşıya kalması, demokratik tartışma ortamına zarar verebilir.
Burada yapılması gereken, kimsenin sesini kısmak değil; doğru bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmak ve yayıncılıkta şeffaflığı güçlendirmektir.
Halk artık şunu bilmek istiyor
Dün akşam Beşiktaş maçını izlerken işimiz gereği sosyal medyaya girdik ve karşılaştığımız kanal yoğunluğu bana bu yazıyı yazdırdı.
Belki bazı kanallar gerçekten habercilik yapmak için açıldı. Belki bazıları yeni projeler geliştirmek istiyor. Belki bazıları da siyasi gelişmeleri takip etmek ve kamuoyuna farklı bir bakış açısı sunmak amacı taşıyor.
Bunların hepsi mümkün.
Ancak bütün bunların yanında şu soruyu sormak da hakkımız: Bu kanalların amacı ne?
Haber vermek mi, kamuoyunu bilgilendirmek mi, yoksa seçim döneminde belli isimleri ve görüşleri öne çıkarmak mı?
Bu sorunun cevabını peşin hükümle vermek doğru olmaz. Fakat bu soruyu sormaktan da çekinmemeliyiz.
Çünkü halkın güveni kolay kazanılmıyor. Bir yayın kuruluşunun güvenilirliği, kaç takipçisi olduğuyla değil, ne kadar doğru ve sorumlu yayın yaptığıyla ölçülür.
on söz: Herkes kanal açabilir ama herkesin amacı sorgulanabilir
Benim derdim sosyal medyada yeni kanalların açılması değil. İnsanların düşüncelerini açıklamasına, haber üretmesine veya farklı görüşlerini paylaşmasına karşı değilim.
Benim derdim, bu kadar kanalın içinde doğru bilginin nasıl korunacağı ve kamuoyunun kime güveneceğini nasıl anlayacağı.
Ve evet, bir başka sorum daha var: Yoksa bu kanalların bazıları seçim için mi açılıyor?
Bu soruyu sormak kimseyi suçlamak değildir. Cevabını aramak, demokratik toplumun doğal bir parçasıdır.
Eğer gerçekten habercilik yapmak için açıldıysanız, bunu yayınlarınızla gösterin. Doğru bilgi verin, kaynaklarınızı açıklayın, yanlışlarınızı düzeltin ve kamuoyuna karşı sorumluluk alın.
Eğer siyasi bir amaç taşıyorsanız da haber ile propaganda arasındaki çizgiyi belirsizleştirmeyin. İnsanlar ne okuduğunu, ne izlediğini ve karşısındaki içeriğin hangi amaçla hazırlandığını bilsin.
Çünkü sosyal medya artık hayatımızın tam ortasında. Haberleri buradan öğreniyor, gündemi buradan takip ediyor ve kimi zaman kararlarımızı bile burada gördüklerimize göre şekillendiriyoruz.
Bu nedenle sosyal medya özgür olmalı ama sorumluluktan uzak kalmamalı.
Son sözüm şu: Herkes kanal açabilir, herkes yayın yapabilir. Ancak hiç kimse halkın güvenini kendiliğinden kazanmış sayılmaz. Hele seçim dönemlerinde, kimin neden yayın yaptığını sorgulamak hepimizin hakkıdır.


