BIST 100
11.721,72 -2,89%
DOLAR
49,5234 0,10%
EURO
55,7017 0,10%
GRAM ALTIN
6.633,21 -0,03%
BITCOIN
81.620,00 0,08%
FAİZ
39,52 0,20%
GÜMÜŞ GRAM
90,76 -0,67%
GBP/TRY
66,1099 0,45%
EUR/USD
1,1239 0,17%
BRENT PETROL
107,61 3,40%
ÇEYREK ALTIN
10.845,29 -0,03%
lefkosa Açık
lefkosa hava durumu
22 °
  • ANASAYFA
  • KKTC
  • Dr. Gözde Ataöv uyardı: Kaygı günlük yaşamınızı etkiliyorsa destek alın

Dr. Gözde Ataöv uyardı: Kaygı günlük yaşamınızı etkiliyorsa destek alın

sablon denemee (14)

KIBRIS PRESS ÖZEL HABER

Kıbrıs Press TV'de yayınlanan Uzman Klinik Psikolog Selin Karasu’nun sunduğu “Daha İyi Bir Sen” programına konuk olan Psikiyatrist Dr. Gözde Ataöv, kaygı ve panik bozukluğun belirtilerinden tedavi yöntemlerine, ilaç kullanımından hasta yakınlarının yaklaşımına kadar önemli açıklamalarda bulundu. Ataöv, “Panik atak geçirmek, panik bozukluk hastası olmak anlamına gelmez” mesajını verirken, ruh sağlığı desteği almanın bir zayıflık değil, kişinin kendisi için attığı önemli bir adım olduğunu vurguladı.

SOSYAL MEDYA VE BELİRSİZLİK KAYGIYI BESLİYOR

Günümüzde anksiyete kavramının daha sık gündeme gelmesini değerlendiren Ataöv, artan iş yükü, yoğun rekabet, sosyal medya kullanımı ve pandemi sonrasında değişen yaşam alışkanlıklarının kaygı düzeyi üzerinde etkili olabildiğini belirtti.

Sosyal medyada çoğunlukla hayatın olumlu ve kusursuz görünen yönlerinin paylaşıldığına işaret eden Ataöv, insanların başkalarının yaşamlarıyla kendi hayatlarını karşılaştırarak kendilerini yetersiz hissedebildiklerini ifade etti. Bu durumun, bireylerin kendilerinde bir eksiklik olduğu düşüncesine kapılmalarına ve kaygılarının artmasına neden olabildiğini kaydetti.

Öte yandan ruh sağlığına ilişkin farkındalığın artmasını olumlu değerlendiren Ataöv, geçmişte kaygının çoğu zaman kişilik özelliği olarak görüldüğünü, bugün ise günlük yaşamı etkileyen sorunlar karşısında profesyonel destek arayışının daha fazla kabul gördüğünü belirtti.

HER KAYGI HASTALIK DEĞİL: ÖNEMLİ OLAN YAŞAMI NE KADAR ETKİLEDİĞİ

Kaygının insan yaşamının doğal bir parçası olduğunu vurgulayan Ataöv, belirli düzeyde kaygının kişiyi tehlikelere karşı hazırlayabildiğini ve harekete geçirebildiğini söyledi.

Sınav öncesinde heyecanlanmak veya bir sunum öncesinde kaygı duymak normal tepkiler arasında yer alırken, kaygının kişinin yaşamını kısıtlamaya başlaması durumunda daha dikkatli olunması gerekiyor.

Kaygı nedeniyle sosyal ortamlardan uzaklaşmak, sunum yapmaktan kaçınmak, iş yaşamında zorlanmak veya kişilerle iletişim kurmakta güçlük çekmek, profesyonel değerlendirme gerektirebilecek durumlar arasında bulunuyor.

Ataöv, kaygının yalnızca kişinin kendisini nasıl hissettiği üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, günlük sorumlulukların yerine getirilip getirilemediğinin ve kaygıyla başa çıkmak için hangi davranışlara yönlendiğinin de dikkate alınması gerektiğini vurguladı.

KAYGI DİKKATİ DAĞITIYOR, BEDENİ ALARMA GEÇİRİYOR

Yoğun kaygının yalnızca duygusal durumu değil, dikkat ve odaklanma becerilerini de etkileyebildiğini belirten Ataöv, tehdit algısı oluştuğunda vücudun alarm sisteminin devreye girdiğini söyledi.

Bu süreçte kişinin dikkatinin çevresindeki tehlike olarak algıladığı unsurlara yöneldiğini, bunun da odaklanmayı zorlaştırabildiğini ifade eden Ataöv, dikkat sorunlarının doğrudan dikkat eksikliği bozukluğu olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Kaygı bozukluklarının yanı sıra depresyon gibi farklı durumların da uzman tarafından değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Kaygı, bedensel belirtilerle de kendisini gösterebiliyor. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, mide bulantısı, mide ağrısı, uyuşma ve uyku sorunları bunlar arasında yer alıyor. Ancak özellikle ilk kez ortaya çıkan yoğun çarpıntı ve nefes darlığı gibi belirtilerin doğrudan psikolojik nedenlere bağlanmaması, öncelikle olası tıbbi nedenlerin değerlendirilmesi önem taşıyor.

GEÇMİŞ DENEYİMLER VE TRAVMALAR BUGÜNKÜ TEPKİLERİ ETKİLEYEBİLİYOR

Aynı olayı yaşayan insanların farklı tepkiler verebildiğini belirten Ataöv, bu farklılıkta geçmiş deneyimlerin, aile yaşantısının ve öğrenilmiş davranışların etkili olabileceğini ifade etti.

Geçmişte yaşanan olumsuz bir olayın, benzer bir durumla karşılaşıldığında yeniden hatırlanabildiğini belirten Ataöv, kişinin mevcut olayı geçmiş deneyimlerinin etkisiyle yorumlayabildiğini söyledi.

Söyleşide bilişsel davranışçı terapi yaklaşımının önemine de değinildi. Bu yöntemde kişinin yaşamını olumsuz etkileyen düşüncelerin belirlenmesi, bu düşüncelerin daha gerçekçi biçimde değerlendirilmesi ve işlevsel davranışların geliştirilmesi üzerinde çalışılıyor.

Ataöv, tedavi sürecinde kişinin zaman zaman zorlanabileceğini belirterek, özellikle geçmişteki güç deneyimlerle yüzleşmenin başlangıçta kolay olmayabileceğini kaydetti. Bu nedenle tedavinin aşamalarının anlaşılır biçimde açıklanmasının ve kişinin sürece hazırlanmasının önemini vurguladı.

Kıbrıs toplumunun geçmişte yaşadığı savaş, kayıp ve yokluk deneyimlerinin kuşaklar üzerindeki olası etkileri de programda gündeme geldi. Ataöv, geçmişte yaşanan zorlukların aileler aracılığıyla sonraki kuşakların hayata bakışına yansıyabileceğine dikkat çekti.

SÜREKLİ GÜVENCE ARAMAK KAYGI DÖNGÜSÜNÜ GÜÇLENDİREBİLİYOR

Sürekli “Bir şey olmaz, değil mi?” diye soran ve aldığı yanıta rağmen rahatlayamayan kişilerin yaşadığı durumu değerlendiren Ataöv, bu davranışın kaygıyla başa çıkma çabasının bir parçası olabileceğini belirtti.

Kaygı bozukluğunu hassasiyeti artmış bir alarm sistemine benzeten Ataöv, ortada gerçek bir tehlike bulunmasa bile kişinin küçük bir olasılığı büyük bir tehdit olarak algılayabildiğini ifade etti. Her defasında güvence verilmesinin ise bazı durumlarda bu döngünün devam etmesine katkıda bulunabileceğini söyledi.

Ataöv, yakınların kişinin korkularını küçümsemek yerine yaşadığı duyguyu anlamaya çalışması gerektiğini vurgulayarak, “Seni anlıyorum, zorlandığını görüyorum. İstersen destek alabilirsin, ben yanındayım” yaklaşımının önemine dikkat çekti.

PANİK ATAK GEÇİRENLERİN HER ZAMAN PANİK BOZUKLUĞU YOK

Panik atak ile panik bozukluk arasındaki farkı açıklayan Ataöv, panik atağın yoğun korku ve çeşitli bedensel belirtilerle ortaya çıkabildiğini, ancak panik atak yaşayan herkesin panik bozukluk tanısı almadığını belirtti.

Panik bozuklukta ise yeniden atak geçirme korkusunun kişinin yaşamında önemli bir yer tutabildiğini ve buna bağlı kaçınma davranışlarının gelişebildiğini ifade etti.

Örneğin; sinemada panik atak geçiren bir kişinin yeniden aynı durumu yaşayacağı endişesiyle sinemaya gitmekten vazgeçebildiğini belirten Ataöv, zamanla bu kaçınmaların sosyal yaşamı ve kişinin hareket alanını daraltabileceğini söyledi.

Panik atak sırasında yaşanan yoğun çarpıntı, nefes darlığı ve uyuşma gibi belirtilerin ölüm veya kalp krizi korkusunu tetikleyebildiğini kaydeden Ataöv, kişinin bedensel duyumlarına sürekli odaklanmasının korkuyu daha da artırabileceğini anlattı.

Kafein ve nikotin kullanımı, uykusuzluk ve yorgunluk gibi etkenlerin de değerlendirilmesi gerektiğini belirten Ataöv, günlük yaşam alışkanlıklarına dikkat edilmesinin önemini vurguladı.

PANİK ATAK SIRASINDA DİKKATİ ŞİMDİKİ ANA YÖNLENDİRMEK ÖNEMLİ

Panik atak sırasında kişinin sürekli kalp atışlarına ve bedensel belirtilerine odaklanması yerine çevresine yönelmesinin yardımcı olabileceğini belirten Ataöv, sayı sayma ve çevredeki nesneleri gözlemleme gibi yöntemlerden söz etti.

Topraklanma olarak adlandırılan yaklaşımda kişinin oturduğu yeri hissetmesi, bulunduğu ortamın özelliklerini fark etmesi ve dikkatini şimdiki ana yöneltmesi amaçlanıyor.

Düzenli yürüyüş, dinlenmeye zaman ayırma ve yoğun tempodan uzaklaşılabilecek alanlar oluşturmanın da genel iyilik halini destekleyebileceğini ifade eden Ataöv, kaygıyla mücadelede kişinin günlük yaşamını tamamen korkularına göre düzenlememesinin önemine işaret etti.

Bununla birlikte yeni ortaya çıkan veya şiddetli seyreden fiziksel belirtilerin panik atak olduğu varsayılmamalı; gerekli tıbbi değerlendirme yapılmalı.

KAÇINMAK YERİNE KADEMELİ YÜZLEŞME

Panik atak yaşayan kişilerin araba kullanmaktan, kalabalık ortamlara girmekten veya yalnız kalmaktan çekinebileceğini belirten Karasu, yeniden günlük yaşama katılmanın yollarını gündeme getirdi.

Ataöv, bilişsel davranışçı terapi kapsamında kullanılan maruz bırakma çalışmalarının bu noktada önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti. Kaygı uyandıran durumlarla kontrollü ve kademeli biçimde yüzleşmenin, kişinin korkularını daha gerçekçi değerlendirmesine yardımcı olabileceğini belirtti.

Sürekli kaçınmanın korkunun devam etmesine katkıda bulunabileceğini kaydeden Ataöv, yüzleşme çalışmalarının kişinin ihtiyaçlarına uygun biçimde ve uzman rehberliğinde planlanması gerektiğini vurguladı.

Her yere çok erken gitme ihtiyacı hissetmek veya dakiklik konusunda aşırı kaygı yaşamak gibi davranışların da altında yatan düşüncelerle birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.

PANİK ATAK GEÇİREN YAKINLARINA NASIL DAVRANILMALI?

Panik atak yaşayan kişilerin yakınlarının zaman zaman ne yapacaklarını bilemediklerini belirten Karasu, “Boş ver, takma, geçer” gibi ifadelerin kişiyi anlaşılmamış hissettirebileceğine dikkat çekti.

Ataöv, bu anlarda kişinin yaşadığı korkuyu küçümsemek yerine yanında olunduğunun hissettirilmesinin önemli olduğunu söyledi. Güvendiği birinin sakin biçimde konuşması, dikkatini çevresine yönlendirmesine yardımcı olması ve uygun yöntemlerle destek vermesi kişinin kendisini daha güvende hissetmesini sağlayabilir.

Ancak destek olmak, bütün yaşamı kişinin korkularına göre yeniden düzenlemek anlamına gelmiyor. Ataöv, yakınların anlayışlı davranırken kaçınma davranışlarını sürekli destekleyen bir tutumdan uzak durmasının önemini vurguladı.

Hasta yakınlarının da bu süreçte zorlanabileceğini belirten Ataöv, gerekli görüldüğünde aile üyelerine psikoeğitim verilebileceğini ifade etti. Böylece yakınların kaygı ve panik belirtilerini daha iyi anlaması, doğru yaklaşımı öğrenmesi ve istemeden kaygıyı artırabilecek davranışları fark etmesi mümkün olabiliyor.

Özellikle çocukların ebeveynlerinin duygusal tepkilerinden etkilenebildiğini kaydeden Ataöv, kişinin kendi ruh sağlığına özen göstermesinin aile ilişkileri açısından da önem taşıdığını belirtti.

PSİKİYATRİK İLAÇLAR KONUSUNDAKİ ÖNYARGILARA DİKKAT!

Ataöv, anksiyete ve panik bozukluk tedavisinde hekim tarafından gerekli görülmesi halinde antidepresan ilaçlardan yararlanılabildiğini belirtti.

Tedavinin her hasta için aynı şekilde planlanamayacağını vurgulayan Ataöv, ilaç seçiminin kişinin belirtileri, genel sağlık durumu ve ihtiyaçları doğrultusunda yapılması gerektiğini söyledi. Bazı durumlarda psikoterapi yeterli olabilirken bazı kişilerde ilaç tedavisiyle psikoterapinin birlikte uygulanması tercih edilebiliyor.

İlaç tedavisinin etkisinin hemen ortaya çıkmasının beklenmemesi gerektiğini belirten Ataöv, tedavi sürecinin zaman ve sabır gerektirebileceğine dikkat çekti.

Doktor önerisi olmadan ilaç başlanmaması, dozun değiştirilmemesi ve tedavinin aniden kesilmemesi gerektiğini vurgulayan Ataöv, bazı ilaçların aniden bırakılması halinde kesilme belirtilerinin görülebileceğini ifade etti. Bu belirtilerin yanlışlıkla bağımlılık olarak yorumlanabildiğini belirten Ataöv, ilaçların azaltılması veya bırakılması sürecinin mutlaka hekim kontrolünde yürütülmesi gerektiğini söyledi.

“Başkası için iyi olan ilaç size uygun olmayabilir” uyarısında bulunan Ataöv, kişinin sağlık durumunun, kullandığı diğer ilaçların ve eşlik eden rahatsızlıklarının tedavi seçiminde dikkate alınması gerektiğini kaydetti.

RUH SAĞLIĞI DESTEĞİ ALMAK ZAYIFLIK DEĞİL

Ruh sağlığı konusunda destek aramanın bazı kişiler için hâlâ zor olabildiğini belirten Ataöv,  psikiyatriste başvurmanın diğer tıbbi branşlara başvurmaktan farklı görülmemesi gerektiğini söyledi.

Kişilerin ailelerine veya yakın çevrelerine anlatamadıkları sorunları güvenli bir terapi ortamında daha rahat ifade edebildiklerini belirten Ataöv, kendini anlaşılmış hissetmenin tedavi sürecinde önemli bir yere sahip olduğunu kaydetti.

Karasu da insanların zaman içinde değişebildiğini, ihtiyaçlarının ve hayata bakışlarının farklılaşabildiğini belirterek, kişinin kendisine zaman ayırmasının ve gerektiğinde destek almasının önemli olduğunu vurguladı.

Ataöv, günlük yaşamda yarım saatlik yürüyüş, sevilen bir etkinlikle ilgilenmek veya sakin bir ortamda dinlenmek gibi alışkanlıkların önemine dikkat çekti. Kişinin kendi ihtiyaçlarını sürekli ertelemesinin hem kendisini hem de çevresiyle ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini ifade ederek, kendine zaman ayırmanın bencillik ya da lüks olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.

AMAÇ HİÇ KAYGI YAŞAMAMAK DEĞİL, KAYGIYI YÖNETEBİLMEK

Kaygı ve panik bozukluğun uygun tedavi ve profesyonel destekle yönetilebileceğini belirten Ataöv, tedavinin amacının kişinin hayatı boyunca hiç kaygı yaşamamasını sağlamak olmadığını vurguladı.

Kaygının belirli düzeyde doğal ve koruyucu bir duygu olduğunu ifade eden Ataöv, önemli olanın bu duygunun kişinin yaşamını yönetmesine izin vermemek ve ortaya çıktığında onunla başa çıkabilmeyi öğrenmek olduğunu söyledi.

Tedavi sürecinde zaman zaman yeniden kaygı hissedilmesinin başarısızlık anlamına gelmediğine dikkat çeken Ataöv, kişinin kaygıyı tanımasının, belirtilerini anlamasının ve günlük yaşamını korkularına göre kısıtlamadan sürdürebilmesinin önemini vurguladı.

Ataöv, kaygının günlük yaşamı etkilemeye başlaması halinde yardım arayışının ertelenmemesi gerektiğini belirtti.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?