
KIBRIS PRESS ÖZEL HABER
Diş Hekimi Büşra Güler Önder, çocuklarda süt dişlerinin öneminden diş taşı temizliğine, kanal tedavisinden implantlara, diş sıkmadan ağız kokusuna kadar toplumda doğru bilinen yanlışlara ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Önder, özellikle diş hekimine yalnızca ağrı olduğunda gidilmesinin daha büyük sağlık sorunlarına ve tedavi maliyetlerine yol açabileceğine dikkat çekti.
Kıbrıs Press TV’de Uzman Klinik Psikolog Selin Karasu’nun sunduğu “Daha İyi Bir Sen” programının konuğu Diş Hekimi Büşra Güler Önder oldu.
Çocuklarda süt dişlerinin yalnızca geçici dişler olmadığına dikkat çeken Önder, bu dişlerin daimi dişlerin doğru konumlanması açısından önemli bir görev üstlendiğini belirtti. Süt dişlerinin erken kaybedilmesinin ilerleyen dönemlerde ağızda kapanış problemlerine ve diş çapraşıklıklarına neden olabileceğini ifade eden Önder, gerekli durumlarda süt dişlerinin korunması gerektiğini söyledi. Erken çekimin zorunlu olduğu durumlarda ise yer tutucu tedavilerin uygulanabileceğini kaydetti. Önder, ilk diş hekimi kontrolünün ilk süt dişinin çıkmasıyla birlikte, yaklaşık 6 aydan itibaren yapılabileceğini, çocuğun hekimle iş birliği kurabilmesi açısından ise 1 yaşından sonra düzenli kontrollerin önem taşıdığını belirtti.
BİBERON ÇÜRÜĞÜNE DİKKAT!
Gece biberonla uyuyan çocuklarda ciddi diş problemleri görülebileceğini belirten Önder, bunun temel nedeninin süt içerisinde bulunan şekerin ağızda uzun süre kalması olduğunu söyledi. Uzun süre ağızda kalan sütün bakteriler tarafından asit üretimine neden olduğunu ifade eden Önder, bunun zaman içerisinde diş dokusuna zarar vererek belirgin çürüklere yol açabileceğini kaydetti. Gece biberon kullanımının tamamen önlenemediği durumlarda ise çocuğa sonrasında su içirilmesini, küçük bebeklerde dişlerin gazlı bez veya uygun parmak fırçalarıyla temizlenmesini önerdi.
SÜT DİŞLERİ “NASIL OLSA DÖKÜLECEK” DENİLEREK İHMAL EDİLMEMELİ
Çocuklarda süt dişlerinin yalnızca geçici dişler olmadığına dikkat çeken Önder, bu dişlerin daimi dişlerin doğru konumlanması açısından önemli bir görev üstlendiğini belirtti.
Süt dişlerinin erken kaybedilmesinin ilerleyen dönemlerde ağızda kapanış problemlerine ve diş çapraşıklıklarına neden olabileceğini ifade eden Önder, gerekli durumlarda süt dişlerinin korunması gerektiğini söyledi. Erken çekimin zorunlu olduğu durumlarda ise yer tutucu tedavilerin uygulanabileceğini kaydetti.
Önder, ilk diş hekimi kontrolünün ilk süt dişinin çıkmasıyla birlikte, yaklaşık 6 aydan itibaren yapılabileceğini, çocuğun hekimle iş birliği kurabilmesi açısından ise 1 yaşından sonra düzenli kontrollerin önem taşıdığını belirtti.
“EVDE SÜT DİŞİ ÇEKMEYİN”
Sallanan süt dişlerinin evde ip bağlanarak veya farklı yöntemlerle çekilmesinin doğru olmadığını vurgulayan Önder, çevre dokuların ve alttan gelecek daimi dişin zarar görebileceği uyarısında bulundu. Erken kaybedilen süt dişlerinin alttan gelecek daimi dişe rehberlik edememesi nedeniyle dişin gömülü kalabileceğini veya komşu dişlerin devrilebileceğini belirten Önder, gerekli durumlarda yer tutucu tedavilerin uygulanabileceğini söyledi.
PARMAK EMME VE EMZİK KULLANIMI ÇENE YAPISINI ETKİLEYEBİLİR
Çocukluk dönemindeki bazı alışkanlıkların ilerleyen yıllarda ortodontik problemlere zemin hazırlayabileceğini belirten Önder; parmak emme, kalem ısırma ve uzun süreli emzik kullanımının çene yapısı ve dişlerin konumunu olumsuz etkileyebileceğini söyledi.
Özellikle uzun süre devam eden bu alışkanlıkların açık kapanış gibi problemlere yol açabileceğini belirten Önder, emzik kullanımının yaklaşık 1-1,5 yaşından sonra bırakılmasının önemine işaret etti.
DİŞ TAŞI SADECE ESTETİK BİR SORUN DEĞİL
Programda yetişkinlerin ağız sağlığı da ayrıntılı şekilde ele alındı.
Diş taşlarının ağız içerisinde uzun süre kalmasının diş etlerini tahriş ederek gingivitis ve ilerleyen aşamalarda periodontitis gibi sorunlara neden olabileceğini belirten Önder; diş eti şişmesi, kızarıklık, kanama ve ağız kokusunun önemli uyarı işaretleri olduğunu söyledi.
Tedavinin ihmal edilmesi halinde diş etinin ve onu takip eden kemik dokusunun gerilemesinin söz konusu olabileceğini ifade eden Önder, ileri aşamalarda dişlerin sallanarak kaybedilebileceğine dikkat çekti.
“DİŞİM AĞRIMIYOR” DEMEK SORUN YOK ANLAMINA GELMİYOR
Diş hekimine yalnızca ağrı olduğunda başvurulmasının büyük bir hata olduğunu belirten Önder, ağrının ilaçlarla geçmesinin altta yatan sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmediğini söyledi.
Tedavi edilmeyen problemin zaman içerisinde ilerleyebileceğini belirten Önder, düzenli kontroller sayesinde sorunların daha erken aşamada tespit edilerek hem maddi hem de manevi açıdan hastanın daha az yıpranacağını vurguladı.
KANAL TEDAVİSİ SANILDIĞI KADAR KORKUTUCU DEĞİL
Toplumda en fazla korkulan diş tedavilerinden biri olan kanal tedavisine ilişkin de önemli bilgiler veren Önder, işlemin lokal anestezi altında gerçekleştirildiğini ve hastanın tedavi sırasında ağrı hissetmediğini söyledi.
Diş içerisindeki basıncın ağrıya neden olduğunu belirten Önder, kanal tedavisiyle bu basıncın ortadan kaldırılması sayesinde şiddetli ağrının da rahatlayabildiğini ifade etti.
Tedavi sonrasında canlılığını kaybeden dişlerde renk değişikliği görülebileceğini belirten Önder, büyük dolgusu bulunan kanal tedavili dişlerin kırılmaya karşı kronla korunmasının tercih edilebildiğini söyledi.
BEYAZLATMA VE KARBONAT UYARISI
Diş beyazlatmanın hekim kontrolünde ve klinik ortamında uygulanması halinde genellikle güvenli olduğunu belirten Önder, işlemin yılda bir veya iki defadan fazla yapılmasını önermediklerini söyledi.
Evde kontrolsüz şekilde uygulanan beyazlatma yöntemlerinin ise diş yüzeyinde aşınmaya ve hassasiyete neden olabileceğini ifade etti.
Özellikle karbonatla diş beyazlatma yöntemlerine karşı uyaran Önder, karbonatın diş yüzeyini çizebileceğini, oluşan çiziklerin zaman içerisinde çay, kahve ve sigara gibi renkli ürünleri daha fazla tutarak dişlerin daha fazla lekelenmesine neden olabileceğini belirtti.
DİŞ SIKMADA İLK ADIM HER ZAMAN BOTOKS DEĞİL
Stresin diş sıkma ve gıcırdatma sorunlarının önemli nedenlerinden biri olabileceğini belirten Önder, bu tür şikâyetlerde doğrudan botoksa yönelmek yerine öncelikle gece plağı gibi yöntemlerle hastanın takip edilmesi gerektiğini söyledi. Gece plağının yeterli olmadığı durumlarda botoksun gündeme gelebileceğini ifade eden Önder, tedavi yönteminin hastanın durumuna göre belirlenmesi gerektiğini vurguladı.
İMPLANTTA İLK 15 GÜN KRİTİK
İmplant tedavisinin de toplumda sanıldığı kadar ağrılı bir işlem olmadığını belirten Önder, işlemin lokal anestezi altında gerçekleştirildiğini söyledi.
İmplantın kemiğe uyum sağlaması açısından özellikle ilk 15 günün önemli olduğunu vurgulayan Önder, sigara gibi alışkanlıkların iyileşme sürecini olumsuz etkileyebileceğini belirtti.
İmplant ve köprülerin temizliğinde yalnızca diş fırçasının yeterli olmayabileceğini ifade eden Önder, özel diş ipleri ve ağız duşlarının özellikle implant çevresinin temizliğinde önemli destek sağlayabileceğini kaydetti.
“DİŞ ETİ KANAMASI NORMAL DEĞİL”
Diş eti kanamasının toplumda zaman zaman normal karşılandığını ancak bunun doğru olmadığını belirten Önder, sağlıklı diş etlerinin kanamaması gerektiğini söyledi. Diş taşı ve gingivitis gibi sorunların diş eti kanamasına neden olabileceğini belirten Önder, kanama görüldüğünde diş hekiminin değerlendirmesinin önem taşıdığını ifade etti.
AĞIZ KOKUSUNUN TEK NEDENİ DİŞLER DEĞİL
Ağız kokusunun yalnızca diş kaynaklı olmadığını belirten Önder; ağız kuruluğu, ağızdan solunum, mide problemleri ve dil yüzeyinde biriken bakterilerin de kokuya neden olabileceğini söyledi.
Dişler kadar dil temizliğinin de önemli olduğuna dikkat çeken Önder, gün içerisinde yeterli su tüketilmesinin ve ağız içinin temiz tutulmasının ağız kokusunun azaltılmasına yardımcı olabileceğini belirtti.
“DİŞ HEKİMİNE SADECE AĞRIDA GİTMEYİN”
Diş Hekimi Büşra Güler Önder, diş hekimine yalnızca ağrı veya ciddi bir şikâyet ortaya çıktığında değil, düzenli ve rutin kontroller için gidilmesi gerektiğini vurguladı. Önder, erken teşhis sayesinde problemlerin büyümeden çözülebileceğini, böylece hastaların hem maddi hem de manevi açıdan daha az yıpranacağını ifade etti.

