Hiçbir ilişkiyi ayakta tutmak için kendinden biraz daha fazla ödün verdiğini fark ettin mi? Planları sen yaptın, sorunları sen çözmeye çalıştın, onun ne hissedeceğini düşündün. Bazen o istemeden bile neye ihtiyacı olduğunu tahmin ettin. Aranızda bir sorun olduğunda ilk adımı sen attın, uzaklaşma hissettiğinde aradaki mesafeyi kapatmak için çabaladın.
Belki bütün bunları severek yaptın. Belki yapmadığında bir şeylerin eksik kalacağından, ilişkinin zarar göreceğinden ya da karşındaki insanın senden uzaklaşacağından korktun.
Peki, bütün bunları yaparken kendine ne kadar yer bıraktın?
Bazen sevdiğimiz insanın hayatını kolaylaştırmaya çalışırken onun sorumluluklarını da üstleniriz. Onun yerine düşünür, karar verir, plan yapar ve ilişkinin yükünü taşımaya başlarız. Başlangıçta bunların hepsi sevginin bir parçası gibi görünür. Ancak zamanla bir tarafın sürekli çabaladığı, diğer tarafın ise daha az sorumluluk aldığı bir düzen oluşabilir. Bir süre sonra ilişkiyi birlikte yaşamaktan çok, tek başımıza yürütmeye çalıştığımızı fark ederiz.
Uyum sağlarken kendimizden uzaklaşmak
Her ilişkide farklılıklar vardır. Birimiz planlı yaşamayı severken diğerimiz daha spontane olabilir. Birimiz sosyal ortamlardan beslenirken diğerimiz kendi başına vakit geçirmekten hoşlanabilir. Birlikte olabilmek için bu farklılıkları anlamaya ve ortak bir yol bulmaya ihtiyaç duyarız. Ancak bazen ortak bir yol bulmak yerine, bütün yolu kendimiz değiştirmeye başlarız.
Onun istediği gibi davranır, onun zamanına göre hareket eder, kendi isteklerimizi erteleriz. Arkadaşlarımıza, hobilerimize ve bize iyi gelen uğraşlara daha az zaman ayırırız. Bir tartışma çıkmasın, aramız bozulmasın ya da karşımızdaki insan mutsuz olmasın diye kendi düşüncelerimizi bile içimize atabiliriz.
Bunları bir süre yaptığımızda bunun geçici bir fedakarlık olduğunu düşünürüz. Fakat zamanla kendi hayatımızın geri plana düştüğünü fark etmeyebiliriz. Bir gün eskiden severek yaptığımız şeylere artık zaman ayırmadığımızı görürüz. Ne istediğimizi düşünürken bile önce karşımızdaki insanın ne isteyeceğini hesaba katarız. Kendi kararlarımızı almakta zorlanabilir, hayır dediğimizde suçluluk hissedebiliriz.
Çünkü uzun zamandır kendimize sormadığımız bir soru vardır: "Ben ne istiyorum?" İnsanın kendinden uzaklaşması her zaman büyük kararlarla gerçekleşmez. Bazen her gün verdiği küçük tavizlerle, dile getirmediği ihtiyaçlarla ve sürekli ertelediği isteklerle başlar. Farkına bile varmadan, kendi hayatımızı yaşamaktan çok karşımızdaki insanın hayatına uyum sağlamaya çalışırız.
Peki, neden bazı insanlar ilişkide her şeyi üstlenme eğilimindedir?
Bunun tek bir cevabı yoktur. Bazen terk edilme korkusu, bazen reddedilme kaygısı, bazen çatışmadan kaçınma, bazen de sevilmek için sürekli bir şeyler yapmak gerektiğine inanmak bu davranışın arkasında olabilir.
İnsan, ilişkinin devam etmesini kendi çabasına bağladığında her sorunu çözmek ve her boşluğu doldurmak zorunda hissedebilir. Karşısındaki kişi plan yapmadığında hemen devreye girer, bir sorun çıktığında onun da sorumluluk almasını beklemeden çözüm üretir. Böylece kısa vadede sorunları önlediğini düşünürken uzun vadede bütün sorumluluğu kendisine yükleyen bir düzenin içinde kalabilir.
Üstelik her şeyi üstlenmek, diğer kişinin de sorumluluk almasını sağlamaz. Bazı durumlarda onun inisiyatif kullanmasına gerek kalmayan bir ilişki düzeni oluşabilir. Bir taraf sürekli düşündüğünde, planladığında ve sorunları çözdüğünde diğer tarafın bunları yapması için yeterince alan kalmayabilir. Ancak bu durum, sorumluluk almayan tarafın davranışlarını mazur göstermez. Sağlıklı bir ilişkide iki kişinin de emek vermesi ve sorumluluk üstlenmesi gerekir.
Bir süre sonra çok çabalayan taraf yorulur. Yaptıklarının görülmediğini, anlaşılmadığını ve karşılık bulmadığını düşünür. İçinde kırgınlık birikir. Belki açıkça söylemez ama karşısındaki insanın da kendisi kadar düşünmesini, plan yapmasını ve emek vermesini bekler. Beklediği karşılığı alamadığında ise kendisini değersiz hissedebilir.
Oysa bir insanın bize istediğimiz ölçüde karşılık vermemesi, bizim değersiz olduğumuzu göstermez. Ancak sürekli kendi ihtiyaçlarımızı geri plana attığımızda, kendi değerimizi hissetmek de zorlaşabilir. Çünkü zamanla kendimize verdiğimiz değer, karşımızdaki insanın bize gösterdiği ilgiyle ölçülmeye başlayabilir.
Burada kendimize sormamız gereken önemli bir soru var: Ben bunları gerçekten istediğim için mi yapıyorum, yoksa yapmadığımda yaşanacaklardan korktuğum için mi? Bu sorunun cevabı, davranışlarımızın ardındaki ihtiyacı anlamamıza yardımcı olabilir.
Bir ilişkide iki kişiye de yer olmalı
Birlikte olmak, her konuda aynı düşünmek ya da her şeyi birlikte yapmak zorunda olmak değildir. Sağlıklı bir ilişkide iki insan da kendi ilgi alanlarını, arkadaşlıklarını, ihtiyaçlarını ve kararlarını koruyabilir.
Bir tarafın daha fazla plan yapması veya bazı sorumlulukları daha sık üstlenmesi tek başına sorun değildir. Asıl mesele, bunun sürekli tek taraflı hale gelmesi ve diğer kişinin katkısına alan kalmamasıdır.
İlişkiyi korumak adına her uyumsuzluğu düzeltmeye çalıştığımızda, bazen kendimizi de karşımızdaki insanı da olduğumuz gibi kabul etmekte zorlanırız. Oysa bazı farklılıklar konuşularak aşılabilir, bazıları için ortak bir çözüm bulunabilir. Bazı durumlarda ise iki tarafın da birbirini değiştirmeye çalışmadan farklı kalabilmesi gerekir.
Kendimize ait alanı korumak, sevgimizi azaltmak değildir. Kendi hobilerimize geri dönmek, arkadaşlarımızla vakit geçirmek, düşüncelerimizi açıkça söylemek ve sorumlulukları paylaşmak, ilişkinin dışında bir hayat kurmak anlamına da gelmez.
Tam tersine, insan kendi ihtiyaçlarını tanıdığında onları daha sağlıklı ifade edebilir. Sürekli karşısındakini memnun etmeye çalışmak yerine neye ihtiyacı olduğunu söyleyebilir. Her şeyi kontrol etmek yerine diğer kişinin de sorumluluk almasına izin verebilir.
Elbette alışılmış davranışları değiştirmek kolay olmayabilir. Sınır koyduğumuzda suçluluk hissedebilir, her şeyi üstlenmediğimizde kaygılanabiliriz. Bu durum sık sık yaşanıyor, ilişkilerimizi olumsuz etkiliyor veya kendimizden uzaklaşmamıza neden oluyorsa bir psikologdan destek almak, bu davranışların nereden geldiğini anlamamıza yardımcı olabilir. Önemli olan, kendimizi yargılamak değil, neden böyle davrandığımızı fark ederek yeni seçimler yapabilmektir.
Bir an dur ve kendine şu soruları sor:
- Bu ilişkinin içinde en son ne zaman yalnızca kendim istediğim için bir şey yaptım?
- Bir karar alırken kendi isteğimi mi, yoksa onun nasıl tepki vereceğini mi önce düşünüyorum?
- Her şeyi ben planlamaz ve çözmezsem ne olacağından korkuyorum?
- Bu ilişkide kendim gibi davranabiliyor muyum, yoksa kabul görmek için sürekli değişiyor muyum?
- Birlikte olduğum insanın sorumluluk almasına gerçekten alan açıyor muyum?
Bu soruların cevaplarını hemen bulmak zorunda değilsin. Bazen farkındalık, uzun zamandır kendimize sormadığımız bir soruyla başlar. Birini sevmek, onun ihtiyaçlarını önemsemek ve hayatını kolaylaştırmak elbette değerlidir. Ancak sevgi, kendi ihtiyaçlarımızı sürekli ertelememizi, ilgi alanlarımızdan vazgeçmemizi ya da ilişkinin bütün yükünü tek başımıza taşımamızı gerektirmez. Belki de sevginin olgun hali, bir insanın hayatında yer açarken kendi hayatımızdaki yerimizi de koruyabilmektir. Her şeyi tek başımıza yapmak yerine birlikte yapmayı öğrenmek, her farklılığı düzeltmeye çalışmak yerine bazen farklı kalabilmeye izin vermektir. Çünkü bir ilişki, bir kişinin sürekli çabalamasıyla değil, iki kişinin de o ilişkinin içinde var olabilmesiyle güçlenir.
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Onu severken kendime ne kadar yer bırakıyorum?


