Bir süredir insanların yüzünde aynı gerginlik dolaşıyor. Markette sıranın yavaş ilerlemesi, trafikte birkaç saniyelik gecikme, telefona geç verilen bir cevap, yanlış anlaşılan tek bir kelime… Eskiden küçük bir aksaklık sayılabilecek şeyler, bugün büyük öfkelerin kapısını açabiliyor. Kimsenin beklemeye, dinlemeye, anlamaya gücü kalmamış gibi. İnsanlar birbirine yalnızca kızmıyor, birbirinin varlığına katlanmakta zorlanıyor. Sokakta biraz yavaş yürüyen kişi yolu kapatan bir engel, kasada işlem yapan insan zamanı çalan biri, farklı düşünen ise artık yalnızca farklı düşünen biri değil karşı tarafa ait bir tehdit gibi görülüyor.
Çağımız bize her şeyin hızlı olması gerektiğini öğretti. Yemek hızlı gelmeli, mesaj hemen cevaplanmalı, sorun tek hamlede çözülmeli, karşımızdaki insan bizi daha ilk cümlede anlamalı. İnternet birkaç saniye yavaşladığında bile huzursuzlanan zihinlerimizden, insan ilişkilerinin karmaşıklığı karşısında sabırlı kalmasını bekliyoruz. Oysa insan, tek tuşla çalışan bir sistem değildir. Bazen ne hissettiğini anlayamaz. Bazen kendini yanlış ifade eder. Dalgındır, yorgundur, korkmuştur ya da o gün taşıdığı yük dışarıdan görünenden çok daha ağırdır. Her davranışın arkasında bilmediğimiz bir hayat vardır. Fakat artık o hayatı merak etmiyoruz. Gördüğümüz tek bir ana bakarak karşımızdakinin tamamı hakkında karar veriyoruz. Bir cümlesinden karakterini, bir hatasından niyetini, bir suskunluğundan sevgisini ölçmeye çalışıyoruz. Tahammülümüzü yalnızca insanlara değil, insan olmanın kusurlu hâllerine karşı kaybettik. Herkesin doğru kelimeyi seçmesini, doğru zamanda aramasını, bizim hassasiyetlerimizi bilmesini ve hayatımıza tam istediğimiz biçimde dokunmasını bekliyoruz. Bunu yapamadığında da onu anlamaya çalışmak yerine hayatımızdan çıkarmayı daha kolay buluyoruz. Çağımızda bağ kurmak kadar bağ kesmek de hızlandı. Bir insanı tanımak zaman alırken silmek birkaç saniye sürüyor. Bir arkadaşlık sessize alınabiliyor, bir ilişki engellenebiliyor, yılların tanışıklığı kısa bir mesajla bitirilebiliyor. Elbette bazı kapıların kapanması gerekir. İnsanı inciten, küçülten ya da tüketen ilişkilerde kalmak erdem değildir. Fakat her anlaşmazlığı kötülük, her hayal kırıklığını ihanet, her farklılığı uzaklaşma nedeni saymaya başladığımızda geriye kimse kalmaz.
Kusursuz insan yoktur, yalnızca kusurları henüz karşımıza çıkmamış insanlar vardır. Tahammülsüzlüğün altında çoğu zaman öfke değil, birikmiş yorgunluk bulunur. Geçim kaygısı, gelecek korkusu, yetişme baskısı, kalabalıklar, gürültü, sürekli gelen bildirimler ve hiç dinlenmeyen bir zihin… İnsan kendi içinde yer bulamayınca başkasına da yer açamıyor. İçeride taşan ne varsa ilk karşılaşmada dışarı dökülüyor. Bu nedenle bazen birinin sertliği gerçekten bizimle ilgili değildir. Biz onun uzun zamandır taşıdığı yükün önüne çıkan ilk kişi olabiliriz. Bu durum yapılan davranışı doğru kılmaz fakat gördüğümüz tepkinin kaynağını anlamamıza yardımcı olabilir.
Ne var ki bugün anlamak, hak vermekle karıştırılıyor. Birini anlamaya çalışınca onun tarafını tutmuş, sabırlı davranınca güçsüz kalmış, susup dinleyince geri adım atmış sayılıyoruz. anlamak teslim olmak değildir. Tahammül etmek de kendini yok saymak anlamına gelmez. Tahammül, sınırlarımızı korurken karşımızdakinin de bir insan olduğunu unutmamaktır.
Son yıllarda konuşmalarımızın dili de değişti. Artık düşüncelerimizi paylaşmıyor, onları savunuyoruz. Sohbet etmiyor, birbirimizi ikna etmeye çalışıyoruz. Karşımızdaki bizi anlamadan sözümüzü kesiyorsa biz de onu daha yüksek sesle bastırıyoruz. Böylece herkes konuşuyor ama kimse gerçekten duyulmuyor. En fazla sesin çıktığı yerde, en az temas kuruluyor.
Sosyal medyada gördüğümüz tartışmalar da günlük hayatımıza sızıyor. Birkaç kelimeyle insanları sınıflandırmaya, taraflara ayırmaya ve yabancılaştırmaya alışıyoruz. Ekranda kolayca yazılan sert bir cümle, zamanla gerçek hayattaki dilimize yerleşiyor. Karşımızdakini bir profil fotoğrafı gibi görmeye başlıyoruz, hızla incelenebilen, hızla yargılanabilen ve istenmediğinde kaydırılıp geçilebilen biri… Fakat hayatın ekranı yoktur. Karşımızdaki insanı kaydırıp geçtiğimizde, onun içinde bıraktığımız izi silemeyiz.
Yeniden öğrenmemiz gereken şey büyük bir hoşgörü öğretisi yerine küçük bir duraklama alışkanlığıdır. Cevap vermeden önce birkaç saniye beklemek, bir hatayı kişiliğe dönüştürmemek, bir insanın sözünün arkasındaki ihtiyacı duymaya çalışmak… Bazen karşımızdaki saygısız değildir; yalnızca telaşlıdır. İlgisiz değildir, ne söyleyeceğini bilmiyordur. Bazen bizi önemsemediği için susmuyordur, kendi içinde susturamadığı şeylerle uğraşıyordur. Elbette her davranışa mazeret bulmak zorunda değiliz. Kırıldığımızı söyleyebilir, sınır koyabilir, gerekirse uzaklaşabiliriz. Ancak bütün bunları karşımızdakinin insanlığını aşağılamadan da yapabiliriz. Haklı olmak ile incitmek arasında zorunlu bir bağ yoktur.
Dünya bir anda daha nazik bir yer olmayacak. Ama birinin öfkesini büyütmeyerek, bir tartışmayı kazanmak yerine anlamayı seçerek, yavaşlayan birine birkaç dakika tanıyarak bulunduğumuz küçük alanı değiştirebiliriz. Toplumu yalnızca büyük kararlar biçimlendirmez. Bir kasiyere nasıl konuştuğumuz, trafikte birbirimize nasıl baktığımız, hata yapan birine hangi ses tonuyla karşılık verdiğimiz de nasıl bir dünyada yaşayacağımızı belirler.
Hepimiz biraz yorgunuz. Hepimiz bazen gecikiyor, yanlış anlıyor, eksik anlatıyor ve istemeden kırıyoruz. Kendimiz için beklediğimiz anlayışı başkasından esirgediğimizde hayat daha da daralıyor.
Belki de birbirimize tahammül edemiyor değiliz. Yalnızca uzun zamandır birbirimize insan olduğumuzu hatırlatacak kadar yakından bakmıyoruz.
Haftanın İnci Tozları
“Tahammül, karşımızdakine her konuda hak vermek yerine onun da görünmeyen bir yük taşıyabileceğini hatırlamaktır.”
“Bir insanı tek bir kötü anına sığdırmak, uzun bir hikâyeyi yalnızca bir cümlesinden okumaya benzer.”
“Dünya, herkes aynı düşündüğünde değil, farklılıklarımızın arasında birbirimize yer açabildiğimizde güzelleşir.”
✨ Uzaylı Dostum SiRA`dan Haftalık Işık Hatırlatma 😊✨
Niyet:
Bu hafta dengeyi seçiyorum. Hem ilerliyorum hem dinlenmeye izin veriyorum.
Mini Görev:
Hafta içinde bir gün, yapılacaklar listene keyif veren tek bir şeyi özellikle ekle ve onu ertelemeden yap.
Mesajı:
Hayat sadece hedeflere ulaşmak değildir; yolda hissettiklerin de yolun parçasıdır. Bu hafta sana hatırlatılan şey: Beslenen ruh, doğru yönü kendiliğinden bulur.


