BIST 100
11.220,37 -3,08%
DOLAR
49,6272 0,10%
EURO
55,8238 0,17%
GRAM ALTIN
6.453,17 -2,21%
BITCOIN
81.221,00 -4,01%
FAİZ
39,62 0,33%
GÜMÜŞ GRAM
87,66 -5,16%
GBP/TRY
66,6783 0,33%
EUR/USD
1,1222 -0,09%
BRENT PETROL
109,51 2,78%
ÇEYREK ALTIN
10.550,94 -2,21%
lefkosa Az Bulutlu
lefkosa hava durumu
22 °
  • ANASAYFA
  • Genel
  • Akdeniz’de hakların sınavı: Avrupa’nın dayanışması nerede başlıyor, nerede bitiyor?

Akdeniz’de hakların sınavı: Avrupa’nın dayanışması nerede başlıyor, nerede bitiyor?

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlığı birilerinin siyasi hesabına sığmıyor diye yok sayılamaz. Kıbrıs Türk halkının egemenlik iradesi de başkalarının çizdiği sınırların içine hapsedilemez.

Bazen bir açıklama, söylenenlerden çok söylenmeyenleri tartışmaya açar.

Libya Temsilciler Meclisinin, Türkiye ile Libya arasında 2019 yılında imzalanan deniz yetki alanları mutabakatını 20 Ekim 2026’da oy birliğiyle onaylamasının ardından Avrupa Birliği’nin verdiği tepki de tam olarak böyle bir tartışmayı beraberinde getirdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Avrupa Konseyi Başkanı António Costa, 21 Ekim’de yaptıkları ortak açıklamada anlaşmanın üçüncü ülkelerin egemenlik haklarını ihlal ettiğini, deniz hukukuyla bağdaşmadığını ve hükümsüz olduğunu savundu; Yunanistan ve Kıbrıs ile dayanışmalarını yineledi.

Şimdi durup düşünelim.

Bir anlaşma, taraflarından biri tarafından yeniden onaylandığında neden bu kadar güçlü bir diplomatik tepkiyle karşılanıyor? Neden Doğu Akdeniz’deki her yeni gelişme, Türkiye’nin bölgedeki varlığı üzerinden bir gerilim başlığına dönüşüyor? Ve neden Avrupa’nın dayanışma mesajları, Kıbrıs söz konusu olduğunda Kıbrıslı Türklerin siyasi iradesini de aynı açıklıkla gündeme getirmiyor?

Bunlar, yalnızca Ankara’nın değil, Doğu Akdeniz’in geleceğini önemseyen herkesin sorması gereken sorulardır.

Çünkü mesele bir anlaşmanın ötesindedir. Mesele, bu coğrafyada kimin söz sahibi olacağı, kimin hak iddialarının dikkate alınacağı ve kimin geleceğinin başkalarının kararlarına bırakılacağı meselesidir.

DENİZİN ORTASINDAKİ ASIL MESELE

Doğu Akdeniz’e harita üzerinden bakarsanız sınırlar, adalar ve kıyılar görürsünüz. Stratejik açıdan baktığınızda ise enerji kaynaklarını, ticaret yollarını, güvenlik dengelerini ve geleceğin ekonomik mücadele alanlarını…

Türkiye, bu coğrafyanın kıyısında tesadüfen bulunan bir ülke değildir. Uzun Akdeniz kıyıları, bölgesel bağlantıları ve tarihsel ilişkileriyle Doğu Akdeniz’in geleceğinde dikkate alınması gereken temel aktörlerden biridir.

Türkiye ile Libya arasında 2019’da imzalanan mutabakat, iki ülkenin deniz yetki alanlarına ilişkin yaklaşımını somutlaştırdı. Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisinin bu mutabakatı daha önce reddeden kararlarını kaldırarak anlaşmayı onaylaması ise Libya iç siyasetinde ve Türkiye-Libya ilişkilerinde dikkat çekici bir değişime işaret etti.

Bu gelişme, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki diplomatik konumunu güçlendirebilecek bir adım olarak değerlendirilebilir.

Ancak burada önemli bir ayrım var: Bir anlaşmanın siyasi açıdan önemli olması, bütün hukuki tartışmaların sona erdiği anlamına gelmez. Yunanistan ve Güney Kıbrıs anlaşmaya itiraz ederken Türkiye, kendi deniz yetki alanlarına ilişkin tezlerini savunuyor. Bu iddiaların uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

Fakat hukuki tartışma başka, Türkiye’nin bölgedeki varlığını baştan itibaren bir sorun olarak görmek başkadır.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de bulunması, herhangi bir ülkenin siyasi tercihine bağlı değildir. Türkiye’nin hak iddiaları da yalnızca başka başkentlerin kabul edip etmemesine göre şekillenemez.

Doğu Akdeniz’de barış isteniyorsa Türkiye’nin varlığı bir engel olarak değil, çözümün ayrılmaz bir unsuru olarak görülmelidir.

AVRUPA’NIN HUKUK ANLAYIŞI, DAYANIŞMANIN SINIRLARI

Von der Leyen ve Costa’nın açıklamasında dikkat çeken ifade, Yunanistan ve Kıbrıs ile dayanışmanın yeniden teyit edilmesiydi. Avrupa Birliği, anlaşmanın uluslararası deniz hukukuyla bağdaşmadığını savunarak kendi 2019 tarihli tutumunu da yineledi.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerle dayanışma gösterebilir. Bu, siyasi ilişkilerin doğal bir parçasıdır. Ancak Avrupa’nın kendisine sorması gereken daha büyük bir soru var: Dayanışma, hukuki değerlendirmenin önüne geçebilir mi?

Uluslararası hukuk, yalnızca siyasi yakınlık duyulan ülkelerin haklarını koruyan bir araç değildir. Her ülkenin iddialarının kendi dayanaklarıyla değerlendirilmesini gerektirir. Bir tarafın görüşünü baştan doğru, diğer tarafın görüşünü baştan geçersiz ilan etmek, anlaşmazlığın çözümüne katkı sağlamaz.

Türkiye’nin tezleri de Yunanistan’ın tezleri de hukuki gerekçeleriyle ele alınmalıdır. Deniz yetki alanları konusunda coğrafi koşullar, kıyıların konumu, ilgili uluslararası hukuk kuralları ve somut anlaşmalar birlikte değerlendirilmelidir.

Avrupa Birliği gerçekten uluslararası hukuku temel alıyorsa, Türkiye’nin itirazlarını da aynı ciddiyetle dinlemelidir.

Üstelik Avrupa’nın Kıbrıs yaklaşımında daha temel bir sorun bulunmaktadır: Kıbrıs’ı yalnızca Güney Kıbrıs Rum Yönetimi üzerinden ele alan bir siyasi dil, adadaki iki toplumun varlığını ve Kıbrıs meselesinin çözümsüzlüğünü doğuran siyasi gerçekleri yeterince yansıtmıyor.

Kıbrıslı Türklerin iradesi nerede?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik iddiası neden bu tartışmaların merkezinde yeterince yer bulmuyor?

Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın kaygıları diplomatik açıklamalarda karşılık bulurken Kıbrıs Türk halkının güvenliği, siyasi eşitliği ve kendi geleceğini belirleme iradesi de aynı ciddiyetle ele alınmamalı mı?

İşte tam da bu nedenle, Avrupa’nın dayanışma anlayışının kapsamı ve tutarlılığı tartışılmalıdır.

KKTC, DOĞU AKDENİZ’İN SESSİZ BIRAKILAMAYACAK GERÇEĞİDİR

Kıbrıs Türk halkının geleceği, adanın çevresindeki enerji kaynaklarından, deniz yetki alanlarından ve bölgesel güvenlik dengelerinden bağımsız düşünülemez.

Yıllardır süren Kıbrıs meselesinde temel tartışmalardan biri, adanın geleceğinde siyasi iradenin nasıl paylaşılacağıdır. Türk tarafı siyasi eşitliğin ve egemen eşitliğin önemini vurgularken Rum tarafıyla çözümün temel parametreleri konusunda görüş ayrılıkları devam ediyor.

Bu gerçek ortadayken, Doğu Akdeniz’de yeni bir denklem kurulurken Kıbrıs Türk halkının yalnızca gelişmeleri izleyen bir topluluk gibi görülmesi kabul edilebilir mi?

Hayır. Çünkü Kıbrıslı Türkler bu adanın geçmişinde de bugününde de vardır. Geleceğinde de söz sahibi olmak istemektedir.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, kendi siyasi iradesini ortaya koyan ve uluslararası alanda tanınma mücadelesini sürdüren bir yapıdır. KKTC’nin uluslararası tanınma statüsü ile Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitlik ve egemenlik talepleri birbirinden ayrı hukuki ve siyasi meselelerdir. Ancak tanınma konusundaki mevcut durum, Kıbrıs Türklerinin iradesinin yok sayılması için gerekçe olamaz.

Türkiye’nin KKTC’ye verdiği destek de bu açıdan stratejik önem taşımaktadır. Türkiye, Kıbrıs Türk halkının güvenliği ve hakları konusunda en önemli destekçilerinden biridir. Doğu Akdeniz’deki gelişmeler, bu ilişkinin yalnızca tarihsel ve kültürel bağlardan ibaret olmadığını; güvenlik, diplomasi ve ekonomik gelecek bakımından da önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

KKTC’nin egemenlik haklarını ve Kıbrıs Türk halkının kendi geleceğine karar verme iradesini savunmak, Doğu Akdeniz’de kalıcı ve adil bir düzen arayışının dışında bırakılamaz.

Bir tarafta bölgesel iş birlikleri kurulurken diğer tarafta Kıbrıslı Türklerin haklarının görmezden gelinmesi, güven yaratmaz. Tam tersine, mevcut güvensizliği daha da derinleştirir.

TÜRKİYE’NİN VARLIĞI BİR TEHDİT DEĞİL, BÖLGESEL DENGENİN GERÇEĞİDİR

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlığını yalnızca bir güvenlik meselesine indirgemek de eksik bir değerlendirme olur.

Türkiye, enerji güvenliği, deniz ulaşımı, ticaret, diplomasi ve bölgesel iş birliği bakımından önemli bir ülkedir. Bu coğrafyada Türkiye’yi dışarıda bırakan bir yaklaşımın kalıcı istikrar üretmesi kolay değildir.

Türkiye’nin Libya ile geliştirdiği ilişkiler, Doğu Akdeniz’de kendi çıkarlarını korumaya yönelik stratejisinin bir parçasıdır. Libya Temsilciler Meclisinin mutabakatı onaylaması, bu ilişkilerin yeni bir aşamaya taşınması açısından önemlidir. Ancak bundan sonraki süreçte diplomatik temasların sürdürülmesi, hukuki tezlerin sağlam biçimde ortaya konulması ve bölgesel gerilimin yönetilmesi de aynı derecede önem taşıyacaktır.

Güçlü olmak, yalnızca karşı çıkmak değildir. Güçlü olmak; haklarını bilmek, onları hukuki zeminde savunmak, diplomatik ilişkilerini geliştirmek ve gerektiğinde müzakere masasında kararlılıkla durabilmektir.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki varlığı da böyle bir bütünlük içinde değerlendirilmelidir.

Ankara’nın bölgedeki çıkarlarını savunması, komşularıyla çatışmayı kaçınılmaz hâle getirmez. Tam tersine, karşılıklı hakların tanındığı bir yaklaşım, anlaşmazlıkların çözülmesi için daha gerçekçi bir zemin yaratabilir.

Burada Türkiye’nin vermesi gereken mesaj açıktır: Barıştan yanayız, diyalogdan kaçmıyoruz, ancak haklarımızın başkalarının siyasi hesaplarına göre belirlenmesini de kabul etmiyoruz.

DOĞU AKDENİZ’DE GELECEĞİ KİM BELİRLEYECEK?

Bugün Libya üzerinden başlayan tartışma, yarın enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve bölgesel güvenlik başlıklarında yeniden karşımıza çıkacaktır. Çünkü Doğu Akdeniz’deki mücadele yalnızca bugünün değil, önümüzdeki yılların da meselesidir.

Avrupa Birliği, Yunanistan ve Güney Kıbrıs kendi çıkarlarını savunuyor. Türkiye de kendi çıkarlarını ve Kıbrıs Türk halkının haklarını savunuyor. Bu durumun kendisi uluslararası siyasetin doğal bir parçasıdır.

Asıl mesele, bu çıkarların hangi yöntemle savunulduğu ve bölgesel düzenin kimleri kapsadığıdır.

Bir düzen, yalnızca güçlü aktörlerin kendi aralarında yaptığı hesaplaşmalar üzerinden kurulamaz. Türkiye’nin güvenlik kaygıları, Kıbrıs Türk halkının siyasi iradesi ve bölgedeki diğer ülkelerin hukuki hakları birlikte değerlendirilmelidir.

Doğu Akdeniz’in geleceğini belirleyecek olan şey, en sert açıklamayı kimin yaptığı değil; kimin daha tutarlı bir diplomasi yürüttüğü, hukuki tezlerini ne kadar sağlam ortaya koyduğu ve kalıcı istikrar için nasıl bir zemin oluşturduğudur.

Türkiye’nin kararlı duruşu ile KKTC’nin egemenlik iradesine verilen destek, bu çerçevede önemini korumaktadır.

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?