BIST 100
13.284,42 -1,67%
DOLAR
48,7779 0,09%
EURO
56,0574 0,03%
GRAM ALTIN
6.865,89 0,94%
BITCOIN
80.419,00 -0,87%
FAİZ
40,11 -1,23%
GÜMÜŞ GRAM
103,93 1,69%
GBP/TRY
65,3752 0,21%
EUR/USD
1,1486 0,09%
BRENT PETROL
99,75 -0,86%
ÇEYREK ALTIN
11.225,72 0,94%
lefkosa Parçalı Az Bulutlu
lefkosa hava durumu
33 °

“Zaman Dediğin Nedir?”

Zamanın geçtiğini söylüyoruz. Saatin kolları yer değiştiriyor, takvimler yenileniyor, bedenimiz dönüşüyor. Bütün bu hareketleri görünmez bir akışın kanıtı sayıyoruz. Geçmişi arkamızda, geleceği önümüzde duran iki ayrı alan olarak kuruyoruz. Oysa yaşama dokunabildiğimiz tek nokta, içinde bulunduğumuz andır. Dün bellekte bir iz olarak sürer, yarın ihtimaller arasında bekler. Hayat her defasında şimdi gerçekleşir.

Saatler süreyi bölümlere ayırır, takvimler bu bölümleri adlandırır. Günleri, ayları, yılları bu düzen sayesinde takip ederiz. Saatin yaptığı düzenli hareketleri sayarak hayatın akışına ölçü kazandırmaktır. Ölçülen süre ile yaşanan süre ise ayrı yapılara sahiptir. Sevdiğimiz biriyle geçirilen bir saat kısa, beklenen bir haberin öncesindeki birkaç dakika uzun hissedilebilir. Sayılar aynı kalırken deneyimin yoğunluğu değişir. Zamanla kurduğumuz ilişki rakamlardan çok dikkatin yönüyle biçimlenir.

Zamanın kendi başına var olan bir gerçeklik mi, değişimi sıralamak için oluşturduğumuz bir düzen mi olduğu uzun zamandır düşünülüyor. Aslında hiç kimse dünde veya yarında yaşayamaz. Geçmişi hatırladığımızda o hatırlama şu anda gerçekleşir. Geleceği düşündüğümüzde kurduğumuz bütün ihtimaller yine bu anın içinde belirir. Zihin farklı dönemlere yolculuk ederken beden daima şimdide kalır. Geçmiş zihinde sabit bir kayıt hâlinde durmaz. Her hatırlayışta bugünkü duygularımızın, bilgilerimizin ve yaşadığımız değişimin içinden geçer. Yıllar önce bizi yaralayan bir olay, zamanla farklı bir anlam kazanabilir. Olay aynı kalır ona bakan bilinç dönüşür. Bu nedenle geçmiş, yaşandığı biçimiyle geri gelmez. Şimdiki hâlimiz tarafından yeniden yorumlanarak varlığını sürdürür. Dün dediğimiz şey bugünkü zihnimizde taşıdığımız izlerden oluşur.

Gelecek de zihnin kurduğu bir ihtimal alanıdır. Planlarımız, umutlarımız, korkularımız ve tahminlerimiz orada buluşur. Yarın için düşünmek yaşamımıza yön kazandırır. Sürekli ileride kurulan bir hayat ise şimdiki günü bekleme alanına çevirir. Çalışma koşulları değişince, maddi rahatlık gelince veya doğru fırsat çıktığında yaşamaya başlayacağımızı düşünürüz. Koşulların tamamlanmasını beklerken sürmekte olan hayat gözden uzaklaşır. Geleceğe hazırlanmakla geleceğin içinde kaybolmak arasındaki sınır, dikkatin şu anla bağını koruyup koruyamadığı yerde belirir.

Yaşantımız  zamandan tasarruf etmeyi büyük bir başarı olarak sunuyor. Birçok işi geçmişe kıyasla çok daha kısa sürede tamamlayabiliyoruz. Buna rağmen günün yetmediğini hissediyoruz. Kazanılan dakikalar kısa sürede yeni görevlerle doluyor. Hız arttıkça dikkatin parçalanması da artıyor. Aynı anda birçok şeyle ilgilenirken hiçbirinin içinde bütünüyle bulunamıyoruz. Zaman sıkıntısının önemli bir bölümü saatlerin azlığından çok, dikkatin dağılmasından doğuyor. Bir günün içinde sürekli başka bir yerde dolaşan zihin yaşadığı günü derinliğiyle hissedemiyor.

Şimdide kalmak, geçmişin bilgisini ve geleceğin yönünü yaşadığımız ana taşımaktır. Dün deneyim verir, yarın bir yön sunar, eylem ise şu anın içinde doğar. Kararlar burada alınır, sözler burada söylenir, sınırlar burada çizilir. Hayatı değiştiren her adım şimdiki anın içinden geçer. Geçmişte verdiğimiz kararların sonuçlarını bu anda karşılar, gelecekte ulaşacağımız yeri yine bu andaki seçimlerle oluştururuz.

Şimdiki anın zor tarafı denetlenememesidir. Onu durduramaz, saklayamaz veya daha sonra kullanmak üzere biriktiremeyiz. Zihin bu akış karşısında geçmişte açıklama, gelecekte güvence arar. An ise güvence sunmaz, doğrudan temas ister. Bulunduğumuz ortamın sesini duymak, bedenimizdeki gerilimi fark etmek, karşımızdaki kişiyi cevabımızı hazırlamadan dinlemek bu teması güçlendirir. Yaşanan ana dönmek için büyük bir değişime ihtiyaç yoktur. Dikkatin bulunduğumuz yere gelmesi yeterlidir.

Anın yapısında kalıcılık yoktur. Sevinç, keder, öfke, korku ve huzur sürekli biçim değiştirir. Hiçbir duygu aynı yoğunlukta sonsuza kadar sürmez. Bir anı tutmaya çalıştığımızda kaybetme korkusu doğar, acı veren bir anın hiç bitmeyeceğini düşündüğümüzde ise umutsuzluk büyür. Akışın farkında olmak, hoşumuza giden deneyimlerin değerini artırırken zorlayıcı duyguların da dönüşebileceğini hatırlatır. Zaman adını verdiğimiz hareketin en açık yüzü değişimdir. Pişmanlık geçmişe, kaygı geleceğe ait görünür. Her ikisi de şimdiki bedende yaşanır. Geçmişte olmuş bir olayın yükü bu anda hissedilir, gelecekte oluşabilecek bir durumun korkusu da bu anda kalbi hızlandırır. Zihnin farklı dönemlere dağıttığı acı, yaşadığımız tek noktada toplanır. Bu farkındalık duyguyu küçültmez. Onunla temas kurabileceğimiz ve onu dönüştürebileceğimiz yeri gösterir.

Zamanın çok olduğuna inanmak, yaşamı ertelemenin en sessiz yollarından biridir. Sevdiklerimize söylemek istediklerimizi söylemeyi, dinlenmeyi, kendi isteğimize yönelmeyi daha uygun bir güne bırakırız. Erteleme ilk anda güvenli görünür, seçim yapmadan ihtimali korumamızı sağlar. Fakat ertelenen her şey yaşamla aramızdaki mesafeyi biraz daha büyütür. Her gün bir daha aynı biçimde yaşanamayacak bir deneyim taşır. Şimdinin değeri kusursuzluğundan kaynaklanmaz yaşanabilir oluşundan doğar.

“Şimdi” iradenin çalışabildiği yerdir. Yaşam üzerindeki gücümüz, henüz gelmemiş günleri kontrol etmeye uğraştığımızda azalır, dikkatimizi verebileceğimiz adıma çevirdiğimizde artar. Yaşamın uzunluğu takvimle ölçülür, derinliği o günlerin içinde ne kadar hazır bulunduğumuzla oluşur. Fark edilmeden geçen dönemler bellekte birbirine karışırken dikkatle yaşanan kısa bir an yıllar sonra bile canlılığını koruyabilir.

Zamanı bağımsız bir varlık olarak düşündüğümüzde onu kaybetmekten korkar, yakalamaya çalışır, yetmediğinden yakınırız. Onu değişimin adı olarak gördüğümüzde bakışımız sadeleşir. Geçmiş iz, gelecek ihtimal, şimdi ise deneyimdir. Elimizde tutulacak bir zaman yoktur temas edilecek bir hayat vardır. Takvimler ilerleyecek, bedenimiz dönüşecek, dünya hareketini sürdürecektir.

Hayatın gerçekleştiği yer hep aynıdır. Beklediğin gelecek kapına geldiğinde onun adı yine şimdi olacaktır. Bu yüzden içinde kalan sözü söyle, ertelediğin adımı at, bulunduğun yere bütün dikkatinle yerleş. Bir gün bazı planların yarım kalacak; hayat hiçbirimize tamamlanmış bir liste sunmuyor. Bunu bilmek korkudan çok berraklık taşır. Senin payına düşen, her şeyi bitirmekten çok sana ait olanı yaşamak, sevgini göstermek ve kendi yönünü seçmektir. Geçip giden günlerin tanığı olmaktan çık, kendi yaşamının içine gir.

 

 

 

 

Haftanın İnci Tozları

“Sürekli ileride kurulan bir hayat, içinde bulunduğun günü bekleme alanına çevirir.”

“Pişmanlık geçmişe, kaygı geleceğe uzansa da ikisi de şimdiki bedende yaşanır.”

“Geçmiş deneyim verir, gelecek yön sunar, hayatı değiştiren adım şimdi atılır.”

 

 

Uzaylı Dostum SiRA`dan Haftalık Işık Hatırlatma 😊✨

Niyet:
Bu hafta içsel gücümü hatırlıyorum. Kendimle yarışmıyorum, kendi yolumda ilerliyorum.

Mini Görev:

Hafta boyunca her gün  kendin için yaptığın tek bir küçük şeyi fark et ve içinden “bu bana iyi geldi” de. Not alma, paylaşma, sadece fark et.

 

Mesajı:
Gerçek ilerleme gürültüyle değil, farkındalıkla olur. Bu hafta hayat sana şunu hatırlatıyor: Sessiz ama istikrarlı olan, her zaman kazanır.

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?