KKTC’de yeni eğitim yılı başladı.
Ancak okulların kapılarının açılması, eğitimde bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor.
Tam tersine…
Bugün eğitim sisteminin en önemli ayaklarından biri olan öğrenci taşımacılığı, artan akaryakıt fiyatları ve yükselen işletme maliyetleri nedeniyle ciddi bir çıkmazın içerisinde.
Ortada yalnızca taşımacılık sektörünün ekonomik bir problemi yok.
Ortada öğrencinin okula güvenli, düzenli ve sürdürülebilir şekilde ulaşması meselesi var.
Bu nedenle konuya yalnızca “taşımacı ne istiyor?”, “Bakanlık ne diyor?” veya “fiyat ne kadar olacak?” penceresinden bakmak artık yeterli değil.
Çünkü mesele büyüdü.
BU BİR SEKTÖR SORUNU DEĞİL, EĞİTİM SORUNUDUR
Bir öğrencinin sabah evinden çıkıp okuluna ulaşması, eğitim sisteminin görünmeyen ama en önemli parçalarından biridir.
Servis zamanında gelmezse öğrenci okula geç kalır.
Taşımacılık sürdürülemez hale gelirse seferler aksar.
Araç işletmecisi artan maliyetler altında hizmet vermekte zorlanırsa sistemin tamamı zarar görür.
Bugün akaryakıt başta olmak üzere araç bakımından yedek parçaya, sigortadan personel giderlerine kadar hemen her kalemde ciddi maliyet artışları yaşanıyor.
Buna rağmen öğrenci taşımacılığının fiyatlandırılması uzun süre önce belirlenmiş rakamlar üzerinden yürütülmeye çalışılırsa, ortaya sürdürülebilir olmayan bir tablo çıkar.
Burada yapılması gereken bir tarafı suçlamak değil.
Sistemi yeniden kurmaktır.
HER ZAM GELDİĞİNDE MASAYA OTURMAK ÇÖZÜM DEĞİL
KKTC’nin kronikleşen sorunlarından biri de şu:
Bir maliyet artıyor.
Sektör itiraz ediyor.
Toplantılar yapılıyor.
Açıklamalar geliyor.
Kamuoyu tartışıyor.
Sonra geçici bir çözüm bulunuyor.
Bir süre sonra aynı problem yeniden ortaya çıkıyor.
Bu döngüyü artık kırmamız gerekiyor.
Akaryakıt fiyatı bugün başka, yarın başka olabilir.
Döviz değişebilir.
Araç bakım maliyetleri artabilir.
Personel giderleri yükselebilir.
O halde her değişiklikte yeniden kriz yaşamaktansa, maliyete endeksli ve otomatik çalışan bir sistem kurulamaz mı?
Elbette kurulabilir.
ÇÖZÜMÜN ADI: OTOMATİK MALİYET ENDEKSİ
Bence tartışılması gereken temel konu budur.
Öğrenci taşımacılığında fiyatlar belirlenirken yalnızca siyasi veya idari kararlarla hareket etmek yerine, akaryakıt ve temel işletme maliyetlerini dikkate alan şeffaf bir maliyet endeksi oluşturulmalıdır.
Bu sistemde;
- Akaryakıt fiyatındaki değişim,
- Personel maliyetleri,
- Araç bakım ve yedek parça giderleri,
- Sigorta ve vergi yükleri,
- Araçların yaş ve işletme maliyetleri
belirli oranlarda hesaba katılabilir.
Belirlenen eşik aşıldığında fiyatın yeniden değerlendirilmesi için aylarca toplantı beklenmez.
Sistem kendisini günceller.
Böylece hem taşımacı ne kazanacağını bilir hem devlet ne ödeyeceğini öngörebilir hem de veliler sürekli değişen ve belirsiz bir tabloyla karşı karşıya kalmaz.
Öngörülebilirlik, bu sektörün en büyük ihtiyacıdır.
DEVLETİN DE TAŞIMACININ DA SORUMLULUĞU VAR
Çözüm yalnızca devletin üzerine bırakılmamalı.
Taşımacılık sektörünün de sorumlulukları var.
Araçların yaşından bakımına, sürücülerin yeterliliğinden güvenlik standartlarına kadar her konuda denetim eksiksiz uygulanmalı.
Kamu kaynaklarının kullanıldığı yerde hesap verebilirlik şarttır.
Devlet de verdiği hizmetin gerçek maliyetini görmeli ve sürdürülemeyecek fiyatlarla ihale veya sözleşme yapmamalıdır.
Çünkü kağıt üzerinde ucuz görünen bir sistem, sahada çalışmıyorsa aslında pahalıdır.
VELİYİ DE UNUTMAYALIM
Bu tartışmanın merkezinde bir başka kesim daha var:
Veliler.
Zaten hayat pahalılığıyla mücadele eden ailelerin üzerine her yıl yeni bir eğitim maliyeti ekleniyor.
Dolayısıyla çözüm üretilirken maliyetin tamamının veliye yüklenmesi de doğru değil.
Burada devletin sosyal sorumluluğu devreye girmelidir.
Öğrenci taşımacılığı yalnızca ticari bir hizmet değil, eğitim hizmetinin tamamlayıcı bir parçasıdır.
Bu nedenle ihtiyaç sahibi ailelere yönelik destek mekanizmaları geliştirilebilir.
Örneğin gelir düzeyi veya bölgesel ihtiyaçlar dikkate alınarak ulaşım desteği sağlanabilir.
Böylece hem taşımacının gerçek maliyeti karşılanır hem de ekonomik yükün tamamı velinin sırtına bırakılmaz.
ARTIK KRİZ YÖNETMEKTEN ÇÖZÜM ÜRETMEYE GEÇMELİYİZ
KKTC küçük bir ülke.
Bu bizim dezavantajımız değil, aslında büyük bir avantajımız.
Çünkü doğru kurumlar aynı masaya oturduğunda karar almak ve uygulamak daha kolay.
Milli Eğitim Bakanlığı…
Maliye…
Taşımacılık sektörü…
Sendikalar…
Veliler…
Gerekirse ilgili diğer paydaşlar…
Hepsi aynı masada olmalı.
Ama bu masa yalnızca kriz çıktığında kurulmamamalı.
Yıl boyunca çalışan bir Eğitim ve Öğrenci Taşımacılığı Koordinasyon Kurulu oluşturulabilir.
Sorunlar daha büyümeden masaya yatırılabilir.
Maliyetler düzenli takip edilebilir.
Akaryakıt fiyatları, enflasyon ve sektör giderleri belirli dönemlerde raporlanabilir.
Ve en önemlisi, kararlar kişilere veya dönemsel krizlere bağlı olmaktan çıkarılabilir.
ÇÜNKÜ ÇOCUKLAR SİSTEMİN BEKLEME ODASINDA BEKLEYEMEZ
Biz yetişkinler toplantı yapabiliriz.
Tartışabiliriz.
Birbirimizi eleştirebiliriz.
Açıklamalar yapabiliriz.
Ama çocukların eğitimi bekleyemez.
Bir öğrencinin okuluna ulaşması için sistemin çalışması gerekir.
Bu nedenle artık “kim haklı?” sorusundan önce,
“Ne yaparsak bu sorun bir daha yaşanmaz?”
sorusunu sormalıyız.
KKTC’nin ihtiyacı yeni bir tartışma değil, kalıcı bir sistemdir.
Bugün öğrenci taşımacılığında yaşanan sorun yarın başka bir eğitim başlığında karşımıza çıkabilir.
Eğer her krizde günü kurtaran çözümler üretirsek, birkaç ay sonra yine aynı noktaya döneriz.
Ama bugün cesur davranıp sürdürülebilir, şeffaf ve otomatik bir sistem kurarsak yalnızca bugünün sorununu çözmüş olmayız.
Geleceğin krizini de önlemiş oluruz.
Çünkü eğitimde tasarruf edilecek yer, çocuğun okula ulaşması değildir.
Eğitimde yapılması gereken, kaynakları doğru yönetmek ve sistemi sürdürülebilir hale getirmektir.
Artık çıkmaz sokakta birbirimizi suçlamak yerine, birlikte yeni bir yol açmanın zamanı geldi.
Soruna değil, çözüme odaklanalım.
Çünkü konu taşımacılık değil.
Konu çocuklarımızın geleceğidir.


