BIST 100
13.284,42 -1,67%
DOLAR
48,7779 0,09%
EURO
56,0574 0,03%
GRAM ALTIN
6.865,89 0,94%
BITCOIN
80.419,00 -0,87%
FAİZ
40,11 -1,23%
GÜMÜŞ GRAM
103,93 1,69%
GBP/TRY
65,3752 0,21%
EUR/USD
1,1486 0,09%
BRENT PETROL
99,75 -0,86%
ÇEYREK ALTIN
11.225,72 0,94%
lefkosa Parçalı Az Bulutlu
lefkosa hava durumu
33 °

Başkasının Korkusu Bize Neden Dokunur?

Bir başkasının yaşadığı kötü bir olayın ardından neden kendi hayatımızı düşünmeye başlarız?

 

Hiç tanımadığımız birinin yaşadıkları bizi neden üzer, düşündürür, hatta bazen kendi hayatımızla ilgili kaygılandırır? Olay bizim başımıza gelmemiştir. Yaşananların içinde değilizdir. Yine de bir süre sonra sevdiklerimizi, geçmişimizi, geleceğimizi düşünürken buluruz kendimizi.

Aslında bunun altında insan olmanın çok temel bir tarafı vardır. Hepimizin içinde korku, kaygı, üzüntü, öfke, mutluluk gibi temel duygular bulunur. Hayat boyunca bu duygular farklı olaylarla, farklı zamanlarda ve farklı biçimlerde ortaya çıkar. Birimiz korkuyu yalnız kalma ihtimaliyle yaşarken, bir başkası belirsizlikle, bir diğeri sevdiklerini kaybetme düşüncesiyle deneyimleyebilir.

Olayların şekli değişir, hayatın koşulları değişir, insanlar değişir. Fakat insanın dokunduğu temel duygu çoğu zaman aynıdır. Bu yüzden başkasının yaşadığı bir olay, aslında bizde daha önce var olan bir duygunun kapısını aralayabilir.

Zihnimiz çevremizde olup bitenleri yalnızca izlemekle kalmaz. Gördüğümüz ve duyduğumuz şeyleri kendi hayatımızla ilişkilendirir. “Bu benim başıma gelse ne olurdu?” sorusu da çoğu zaman böyle ortaya çıkar. Bu soruyu bilinçli olarak seçmeyebiliriz. Zihin, karşılaştığı durumu anlamlandırmaya ve bizi korumaya çalışırken kendiliğinden olasılıkları değerlendirebilir.

Özellikle olay bize tanıdık gelen bir noktaya dokunuyorsa bu bağlantı daha da güçlenebilir. Bir başkasının yaşadığı durum, kendi hayatımızdaki bir korkuyu hatırlatabilir. Daha önce yaşadığımız bir kaygı, geçmişte hissettiğimiz çaresizlik ya da uzun zamandır üzerini örttüğümüz bir endişe yeniden kendini gösterebilir. Burada önemli bir ayrım var;

 

Başkasının yaşadığı bir olaydan etkilenmek ile o olayın bizim başımıza geleceğine inanmak aynı şey değildir.

 

Fakat kaygı yükseldiğinde bu ayrımı yapmak her zaman kolay olmayabilir.

Çünkü kaygı, zihnin henüz gerçekleşmemiş ihtimallere odaklanmasına neden olabilir. Zihin bir yandan bizi korumaya çalışırken bir yandan da “Daha ne olabilir?” diye düşünmeye başlayabilir. Bir ihtimali düşünmek, başka bir ihtimali doğurur. Böylece kişi yaşanan olaydan uzaklaşmak yerine zihninde olayın etrafında dolaşmaya devam eder.

 

Özellikle daha kaygılı bir karakter örüntüsüyle hayatını sürdüren kişiler bu döngüye daha yatkın olabilir. Çünkü zihinleri günlük yaşamda da olası sorunları daha fazla taramaya, belirsizlikleri daha uzun süre düşünmeye ve olumsuz ihtimallere daha fazla odaklanmaya eğilim gösterebilir.

Bu durum kişinin isteyerek yaptığı bir şey değildir. Çoğu zaman zihnin kendisini güvende tutma çabasının bir sonucudur.

“En kötüsünü düşünürsem hazırlıklı olurum” düşüncesi de burada devreye girebilir.

Fakat sürekli olumsuzu düşünmek insanı her zaman hazırlamaz. Bazen yalnızca zihinsel yükü artırır.

Bir süre sonra kaygı yalnızca düşüncelerde kalmaz. Beden de bu yükün bir parçası haline gelebilir. Uzun süren stres ve yoğun kaygı, bazı kişilerde mide rahatsızlıkları, baş ağrısı, kaslarda gerginlik, çarpıntı, yorgunluk veya uyku problemleri gibi fiziksel belirtilerle kendini gösterebilir.

Elbette her mide ağrısının ya da baş ağrısının nedeni psikolojik değildir. Bedensel bir belirti yaşandığında gerekli tıbbi değerlendirme yapılmalıdır. Ancak kişinin yoğun stres yaşadığı dönemlerde bedeninin de bu durumdan etkilenebileceğini bilmek önemlidir.

Bazen insanın taşıdığı şey yalnızca kendi yaşadıkları değildir. Başkalarının yaşadığı olaylar, onların korkuları, kaygıları ve yaşadıkları üzerinden kendi duygularımızı da harekete geçirebiliriz. Üstelik bunu fark etmeden yapabiliriz.

İşte burada kendimize şu soruyu sormak kıymetli hale gelir:

 

  • “Şu anda hissettiğim duygu gerçekten yaşadığım bir durumdan mı kaynaklanıyor, yoksa duyduğum bir olay bende daha önce var olan bir korkuyu mu harekete geçirdi?”

 

Bu iki durumu birbirinden ayırabilmek kolay değildir.

Çünkü duygu gerçektir. Korku gerçektir. Bedenin verdiği tepki de gerçektir. Ancak duygunun gerçek olması, o duygunun bize söylediği her şeyin gerçek olduğu anlamına gelmez.

 

İnsan bazen kendi hayatında olmayan bir durumun kaygısını taşıyabilir. Ne olduğunu tam olarak anlayamadığında da bu yük daha ağır gelebilir. “Neden böyle hissediyorum?” sorusuna cevap bulamadıkça kişi kendisini daha fazla sorgulayabilir.

Oysa her duygunun hemen ortadan kaldırılması gerekmez. Önce anlaşılması gerekir.

Korktuğumuzda kendimize kızmak yerine, korkunun bize ne söylediğine bakabiliriz. Kaygılandığımızda düşüncelerimizin peşinden gitmek yerine, o düşüncenin gerçekten hayatımızdaki bir duruma mı dayandığını fark etmeye çalışabiliriz.

Bir başka önemli nokta da empati ile kendimizi başkasının yaşadığı duygunun içine tamamen bırakmak arasındaki farktır. Başkalarının yaşadığı zorluklardan etkilenmek insanidir. Birinin acısını anlamak, onun için üzülmek ve yanında olmak değerli bir duygusal beceridir. Fakat empati kurmak, yaşanan her şeyi kendi üzerimize almak anlamına gelmez.

 

Başkalarının yaşadığı hayat ile bizim yaşadığımız hayat arasında bir sınır vardır. O sınırı koruyabilmek bencillik değildir. Kendimizi korumaktır.

Bu nedenle yoğun haber akışı ve sosyal medya kullanımı da önemli hale geliyor. Aynı olayla ilgili çok sayıda içerikle karşılaşmak, farklı insanların yorumlarını okumak ve sürekli yeni bir bilgi aramak zihnin aynı konu üzerinde kalmasına neden olabilir.

Bazen daha fazla bilgi aradığımızı düşünürüz ama aslında aradığımız şey güvende olduğumuza dair bir his olabilir. Ne var ki zihni sürekli kontrol ederek sakinleştirmeye çalışmak, zaman içinde kaygının daha fazla beslenmesine neden olabilir.

Bu yüzden kendimize sınır koymak önemlidir. Her haberi takip etmek, her yorumu okumak ya da her ayrıntıyı bilmek zorunda değiliz. Günlük hayatımıza dönmek, rutinlerimizi sürdürmek, bedenimizi dinlendirmek ve dikkatimizi bize iyi gelen alanlara yöneltmek de psikolojik olarak önemlidir.

Bütün bunların yanında, kişinin kendi duygusunu tanıması da ayrı bir önem taşır. Çünkü korku hayatımızın düşmanı değildir. Kaygı da öyle...

Bunlar insanın temel duygusal sisteminin parçalarıdır. Bizi tehlikelere karşı uyaran, dikkatli olmamızı sağlayan ve gerektiğinde harekete geçiren taraflarımız vardır. Sorun, bu duyguların hayatımızın tamamını yönetmeye başlamasıyla ortaya çıkabilir. Korku geldiğinde hayatımızı durdurmak, kaygılandığımız her ihtimali çözmeye çalışmak ve sürekli güvence aramak bizi daha güvende hissettirmeyebilir.

Bazen asıl ihtiyaç duyduğumuz şey, duyguyu yok etmek değil, onunla aramızdaki ilişkiyi değiştirmektir.

 

  • “Bu duygu neden geldi?”
  • “Bende neyi harekete geçirdi?”
  • “Gerçekten şu anda çözmem gereken bir şey var mı?”
  • “Yoksa zihnim yalnızca bir ihtimali mi düşünüyor?”

 

Bu sorular kişinin kendi iç dünyasına biraz daha yakından bakmasını sağlayabilir.

Elbette herkes bunu tek başına yapmak zorunda değildir. Özellikle korku ve kaygı uzun süre devam ediyor, kişinin günlük yaşamını etkiliyor, sürekli tetikte hissetmesine neden oluyor veya bedensel belirtilerle birlikte yoğunlaşıyorsa bu süreci tek başına anlamlandırmak zor olabilir.

Çünkü insan bazen ne yaşadığını bilir ama neden yaşadığını bilemez. Duyguyu hisseder ama kökenini göremez. İşte terapi bu noktada önemli bir alan olabilir. Kişinin yaşadığı duygunun nereden geldiğini anlamasına, kendi deneyimleriyle dışarıdan tetiklenen duyguları birbirinden ayırmasına ve kaygıyla daha sağlıklı bir ilişki kurmasına yardımcı olabilir.

Terapiye başvurmak, kişinin yaşadığı her duyguyu bir sorun olarak görmek anlamına gelmez. Bazen yalnızca kendimizi daha iyi anlamak ve üzerimizde taşıdığımız yükün bize mi ait olduğunu fark etmek için de desteğe ihtiyaç duyabiliriz. Çünkü insanın kendi duygusunu tanıması, onu yönetebilmesinin ilk adımlarından biridir.

Hayatımız boyunca başkalarının yaşadığı olaylardan etkileneceğiz. Üzüleceğiz, düşüneceğiz, empati kuracağız. Bazı olaylar kendi hayatımızdaki korkulara dokunacak. Bunların hiçbirini tamamen engellemek mümkün değil.

Fakat her hissettiğimiz korkuyu kendi gerçeğimiz sanmak zorunda da değiliz. Bazen içimizde yükselen duygu, yaşadığımız olayın değil, o olayın bizde dokunduğu yerin sesidir.

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?