Eylül ayının gelişi çocuklar için yeni defterlerin, yeni sınıfların ve arkadaşlarla yeniden buluşmanın habercisidir. Anne babalar içinse eylülün başka bir anlamı vardır: bütçenin yeniden kurulması. Çünkü okul kapısı henüz açılmadan evde hesap makinesi çoktan çalışmaya başlar. Çanta, ayakkabı, kırtasiye, kıyafet, ulaşım, yemek ve yıl içerisinde ortaya çıkacak diğer ihtiyaçlar derken eğitim dönemi artık yalnızca akademik bir hazırlık değil, aynı zamanda ciddi bir mali planlama dönemidir.
KKTC İstatistik Kurumu'nun Ağustos 2026 verileri bu tablonun hangi ekonomik ortamda başladığını açık biçimde gösteriyor. Tüketici fiyatları yalnızca ağustos ayında yüzde 3,04 arttı. Yılbaşından bu yana artış yüzde 24,01'e, yıllık enflasyon ise yüzde 37,70'e ulaştı. Eğitim grubundaki aylık artışın yüzde 3,97 olması ise okulların açılmasına günler kala özellikle dikkat çekici.
Rakamların soğuk bir tarafı vardır. Yüzde 3,04 denildiğinde birkaç saniye sonra unutulabilir. Fakat aynı rakam bir ailenin alışveriş listesine girdiğinde başka bir anlam kazanır. Geçen yıl alınan okul çantasının yenisi, servis ücreti, çocuğun öğle yemeği veya kırtasiye alışverişi artık aynı bütçeyle karşılanamıyorsa enflasyon istatistik olmaktan çıkar, evin içine girer.
Burada asıl mesele bir kalemin veya bir çantanın pahalı olup olmaması da değildir. Sorun, onlarca küçük harcamanın aynı anda aile bütçesine yüklenmesidir. Tek başına bakıldığında makul görünen giderler yan yana geldiğinde ortaya ciddi bir toplam çıkar. Üstelik eğitim masrafı eylül ayında başlayıp eylül ayında bitmez. Yıl boyunca ulaşım devam eder, yemek devam eder, kırtasiye ihtiyacı yenilenir, teknolojik ihtiyaçlar ortaya çıkar. Dolayısıyla aile aslında bir günlük okul alışverişi değil, yaklaşık dokuz aylık bir mali yükümlülüğün kapısından içeri girer.
Ekonominin aile üzerindeki gerçek baskısı da burada görülür. Geliriniz artmış olabilir; fakat zorunlu giderleriniz gelirinizden daha hızlı artıyorsa bütçeniz kâğıt üzerinde büyürken hareket alanınız daralır. Daha önce tasarrufa ayrılan para eğitime kayar, ertelenebilir bir harcama tamamen iptal edilir veya aile kredi kartına yönelir. Eğitimin maliyeti böylece yalnızca “eğitim” başlığı altında kalmaz; hanenin tüketim ve tasarruf alışkanlıklarını da değiştirmeye başlar.
Bir de işin diğer yüzü var. Eylül ayı kırtasiyeciden ayakkabıcıya, tekstilden ulaşıma kadar birçok sektör için hareketli dönemdir. Fakat satışların yükselmesi, işletmelerin aynı oranda kazandığı anlamına gelmez. İşletmenin raftaki malı yerine koyma maliyeti, kira, enerji, personel ve finansman giderleri de yükseliyorsa kasa hareketlenirken kâr marjı daralabilir. Ekonominin garip tarafı budur: Aynı fiyat bir tarafta aile için yük, diğer tarafta işletme için maliyet baskısı olabilir.
Bu nedenle hayat pahalılığını yalnızca “fiyatlar yükseldi” cümlesiyle açıklamak yetersiz kalıyor. Asıl mesele, gelir ile zorunlu harcamalar arasındaki mesafenin ne kadar açıldığıdır. Bir aile okul ihtiyaçlarını karşılayabilmek için başka temel ihtiyaçlarını kısmaya başlıyorsa, orada artık yalnızca tüketici fiyatlarını değil satın alma gücünü konuşmak gerekir.
Eğitim giderleri konusunda belki de en yanlış yaklaşım, bu harcamaların tamamını sıradan tüketim olarak görmektir. Bir televizyonun yenilenmesi ertelenebilir, tatil planı iptal edilebilir, bazı alışverişlerden vazgeçilebilir. Fakat çocuğun eğitimi aynı kolaylıkla ertelenebilecek bir kalem değildir. Bu yüzden aileler ekonomik sıkışıklık dönemlerinde bile eğitim harcamalarını mümkün olduğunca korumaya çalışır. Bunun doğal sonucu olarak baskı, bütçenin başka kalemlerine taşınır.
Tam da bu nedenle eylül ayı bize ekonomiyi bazen onlarca rapordan daha iyi anlatır. Bir anne veya baba okul alışverişi için mağazaya girdiğinde geçen yıl ödediği rakamla bu yılki rakam arasındaki farkı hesaplıyorsa, enflasyon artık teorik bir kavram değildir. Maaşından geriye ne kalacağını düşünüyorsa satın alma gücü teorik değildir. Ödemeyi peşin mi yoksa kredi kartıyla mı yapacağını hesaplıyorsa finansman maliyeti de teorik değildir.
Çocuklar birkaç gün sonra sıralarına oturacak ve yıl boyunca çeşitli sınavlara girecekler. Fakat eğitim yılı başlamadan önce ilk sınava aslında aileler giriyor. Önlerindeki soru kitapçığında matematik yok; gelir, kira, mutfak, ulaşım ve eğitim giderleri var.
Ve ne yazık ki bu sınavda yanlış hesap yapmanın telafisi bazen bir sonraki döneme kadar mümkün olmuyor.


