BIST 100
13.284,42 -1,67%
DOLAR
48,7779 0,09%
EURO
56,0574 0,03%
GRAM ALTIN
6.865,89 0,94%
BITCOIN
80.419,00 -0,87%
FAİZ
40,11 -1,23%
GÜMÜŞ GRAM
103,93 1,69%
GBP/TRY
65,3752 0,21%
EUR/USD
1,1486 0,09%
BRENT PETROL
99,75 -0,86%
ÇEYREK ALTIN
11.225,72 0,94%
lefkosa Parçalı Az Bulutlu
lefkosa hava durumu
33 °

Okullar Açılırken Çocukları Anlamak

Yeni bir eğitim yılının başlaması, çocuklar için yalnızca yeniden ders sıralarına dönmek anlamına gelmiyor. Uzun bir tatilin ardından arkadaşlarla yeniden karşılaşmak, yeni bir sınıfa veya öğretmene alışmak, akademik beklentilerle karşılaşmak ve bir grubun içinde kendine yer bulmak da bu sürecin bir parçası. Kimi çocuk bu dönemi büyük bir heyecanla karşılarken kimi çocuk için aynı süreç kaygı, çekingenlik veya belirsizlik anlamına gelebiliyor.

Üstelik çocukların dünyası, biz yetişkinlerin dışarıdan gördüğünden çok daha hareketli. Arkadaşının söylediği küçük bir cümle, gruba alınmamak, sahip olduğu bir eşyanın küçümsenmesi veya bir derste kendisini diğerlerinden geride hissetmesi yetişkin gözünde kısa sürede unutulabilecek bir olay gibi görünebilir. Çocuğun dünyasında ise aynı olay çok daha büyük bir anlam taşıyabilir.

Çünkü çocukluk ve ergenlik döneminde okul yalnızca öğrenilen bilgilerin değil; aidiyetin, özgüvenin, arkadaşlıkların, sınırların ve kişinin kendisiyle ilgili geliştirdiği düşüncelerin de şekillendiği önemli bir yaşam alanıdır.

Bu nedenle yeni eğitim yılı başlarken çocukların yalnızca ders programlarını değil, duygusal dünyalarını da yakından takip etmek önem taşıyor.

 

Akran zorbalığının dili değişiyor

Akran zorbalığı denildiğinde çoğumuzun aklına fiziksel özellikleri nedeniyle alay edilen veya arkadaş grubunun dışında bırakılan çocuklar geliyor. Bunlar hala karşımıza çıkıyor. Ancak çocukların dünyası değiştikçe kıyaslanma ve dışlanma biçimleri de değişiyor.

Bugün kullanılan telefonun modeli, tabletin olup olmaması, giyilen ayakkabının markası, ailenin kullandığı araba veya yaz tatilinde gidilen yer çocuklar arasında bir statü göstergesine dönüşebiliyor.

“Senin telefonun eski”, “Siz hiç oraya gitmediniz mi?” veya “Herkeste var, sende neden yok?” gibi yetişkin kulağına önemsiz gelebilecek cümleler, özellikle aidiyet ihtiyacının arttığı yaşlarda çocuk için oldukça incitici olabilir.

Böyle bir durumda “Takma kafana” demek çoğu zaman yeterli değildir. Çünkü çocuk zaten kafasına takmıştır. Ailelerin, çocuğun yaşına uygun şekilde her ailenin ekonomik koşullarının, ihtiyaçlarının ve önceliklerinin aynı olmadığını anlatması gerekir. Küçük bir çocuğa, “Her ailenin ihtiyaçları ve aldığı kararlar farklıdır. Bir arkadaşında olan bir şeyin sende olmaması seni daha az değerli yapmaz.” denilebilir.

Ergenlik döneminde ise nasihat vermekten çok konuşmaya alan açmak önemlidir. “Böyle bir şey söylendiğinde sen ne hissediyorsun?” veya “Sence arkadaş grubunda bunların bu kadar önemli olmasının sebebi ne?” gibi sorular gencin kendi düşüncesini oluşturmasına yardımcı olabilir.

Çocuğa yalnızca herkesin aynı imkanlara sahip olmadığını değil, bir insanın değerinin sahip olduklarıyla ölçülemeyeceğini öğretmemiz gerekiyor.

 

Çocuk bazen “Üzgünüm” demez

Çocukların duygularını yetişkinler gibi tanımlamasını ve ifade etmesini bekleyemeyiz. Çocuk, “Bugün okulda dışlandım ve kendimi değersiz hissettim.” demeyebilir.

Bunun yerine odasına çekilebilir, daha çabuk öfkelenebilir, kardeşiyle daha fazla tartışabilir, okula gitmek istemeyebilir, karın veya baş ağrısından yakınabilir. Derslere ilgisi azalabilir ya da normalden daha fazla ilgi talep edebilir.

Bu nedenle yalnızca davranışa değil, davranışın bize ne anlatmaya çalıştığına da bakmalıyız.

“Son zamanlarda çok huysuzlaştın.” demek yerine, “Son günlerde biraz daha gergin olduğunu fark ediyorum. Seni rahatsız eden bir şey var mı?” demek çocuğa kendisini anlatabileceği bir alan açar.

Çocuk o anda konuşmak istemeyebilir. Önemli olan, konuşmak istediğinde o kapının açık olduğunu bilmesidir.

 

Her çocuk aynı yerde parlamak zorunda değil

Okulların açılmasıyla birlikte kurslar, özel dersler ve ek eğitim programları da gündeme geliyor. Çoğu zaman ilk olarak çocuğun geri planda kaldığı derslere odaklanıyoruz.

Elbette zorlandığı akademik alanlarda desteklenmesi önemlidir. Ancak çocuğun gelişimini yalnızca eksikleri üzerinden planlamak, farkında olmadan ona sürekli “Yetersiz olduğun yerleri düzeltmeliyiz.” mesajı verebilir.

Bir çocuk matematikte zorlanırken müzikte güçlü olabilir. Bir başkası akademik olarak ortalama bir performans gösterirken sporda, sanatta, iletişimde veya problem çözmede öne çıkabilir. Çünkü her çocuk farklıdır.

Bu nedenle kurs veya etkinlik seçerken yalnızca “Hangi dersini yükseltmeliyiz?” diye değil, “Bu çocuk neyi yaparken kendisini yeterli, ilgili ve istekli hissediyor?” diye de sormalıyız.

Çocuğun zorlandığı alanları desteklerken güçlü olduğu alanları geliştirmek, ona yalnızca başarı kazandırmaz. Kendini tanımasına ve yeterlilik duygusunun gelişmesine de katkı sağlar.

 

Sorumluluk yalnızca çocuğun görevi değildir

Sorumluluk bilinci okul çağına gelindiğinde bir anda oluşmaz. Küçük yaşlardan itibaren, çocuğun gelişim düzeyine uygun görevlerle aile yaşamının içinde öğrenilir.

Oyuncaklarını toplamak, tabağını kaldırmak, kendi eşyalarını hazırlamak veya ev içerisinde küçük bir görevi düzenli olarak üstlenmek çocuğa “Ben de bu ailenin bir parçasıyım ve benim de katkım var.” duygusunu verir.

Ancak sorumluluk yalnızca çocuktan beklenen bir davranış olmamalıdır. Çocuk, ailedeki herkesin sorumluluk aldığını görmelidir. Bir kişinin sürekli hizmet ettiği, diğerlerinin yalnızca talep ettiği bir aile düzeninde sorumluluğu sözle öğretmek oldukça güçtür.

Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, evin içinde tekrar tekrar gördükleri ilişki biçimlerini de öğrenirler.

 

Çocuk okula yalnız gitmez

Belki de eğitim yılı başlarken en fazla üzerinde durmamız gereken nokta budur.

Çocuk okul kapısından tek başına girebilir ancak evde yaşananların duygusal izlerini de yanında taşır.

 

Evde sürekli çatışma varsa bunu hisseder. Ebeveynler arasındaki gerginlik konuşulmasa bile fark edebilir. Evde başarı sürekli kıyaslanıyorsa aldığı bir not onun için yalnızca bir not olmaktan çıkabilir. Hata yapmasına izin verilmiyorsa sınıfta parmak kaldırmaktan çekinebilir. Evde kendisini ifade ettiğinde dinlenmiyorsa okulda yaşadığı bir zorbalığı anlatırken de sessiz kalabilir.

Bu nedenle aile içi iletişim ile çocuğun okul hayatını birbirinden ayrı düşünemeyiz.

 

Sağlıklı iletişim her gün uzun konuşmalar yapmak değildir. Bazen akşam yemeğinde telefonları bir kenara bırakıp gerçekten birbirini dinlemektir. Bazen çocuğun anlattığı bir olayı “Bunda üzülecek ne var?” diyerek küçümsememektir. Bazen hemen çözüm üretmek yerine, “Bu seni üzmüş olmalı.” diyebilmektir.

Çocuk, evin yalnızca kuralların ve sorumlulukların olduğu değil, duyguların da konuşulabildiği güvenli bir alan olduğunu bilmelidir.

 

Yeni eğitim yılı başlarken çocuklarımızın çantasına kalemler, defterler ve kitaplar koyacağız. Ancak onların görünmeyen çantalarında ne taşıdıklarına da bakmamız gerekiyor.

Onları hayatın her zorluğundan koruyamayız. Her arkadaşının davranışını kontrol edemeyiz. Her sınavdan yüksek not almalarını sağlayamayız. Her istediklerini satın alamayız. Zaten iyi ebeveynlik de bunların tamamını yapabilmek değildir.

 

Çocuğa verebileceğimiz daha kalıcı şeyler var;

 

Kendisini başkalarının sahip olduklarıyla ölçmemeyi, duygularını tanımayı, güçlü olduğu alanları keşfetmeyi, sorumluluk almayı, hata yapabilmeyi ve yaşadığı bir sorun karşısında eve döndüğünde konuşabileceği birilerinin olduğunu bilmeyi öğretebiliriz.

Çünkü yeni eğitim yılında bir çocuğun çantasındaki en değerli şey, en pahalı telefon, en yeni tablet veya marka bir ayakkabı olmayacaktır.

En değerlisi, bütün bunlara sahip olmasa da kendi değerinden şüphe etmeyeceği bir aile ortamından çıkıp o okulun kapısından girebilmesidir.

 

 

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?