Günlük hayatın içinde en sık kullandığımız kelimelerden biri hiç kuşkusuz “stres”tir. İş yoğunluğu, ekonomik kaygılar, ilişkilerde yaşanan problemler, gelecek belirsizliği ya da yaşamın beklenmedik zorlukları… Çoğu zaman “çok stresliyim” der geçeriz. Ancak stres yalnızca sinirli olmak, öfkelenmek veya gergin hissetmek değildir. Aslında stres, hem zihnimizi hem de bedenimizi etkileyen güçlü bir psikolojik ve biyolojik süreçtir.
Duygular gözle görülmez. Kaygıyı, üzüntüyü ya da stresi elimizle tutamayız. Fakat bedenimiz bu görünmeyen yükleri görünür hale getirmekte oldukça başarılıdır. İşte bu nedenle yaşadığımız psikolojik yükler bazen mide ağrısı, bazen baş ağrısı, bazen diş sıkma, bazen de cilt problemleri olarak karşımıza çıkar. Özellikle mide ve bağırsak sistemi, stresin etkilerini en hızlı gösteren bölgelerden biridir. Bunun temel nedeni, bilim dünyasında “bağırsak-beyin ekseni” olarak adlandırılan çift yönlü iletişim sistemidir. Beynimiz ve bağırsaklarımız sürekli iletişim halindedir. Bu nedenle zihnimizde yaşanan bir gerginlik, bedenimizde de karşılığını bulur.
Örneğin; önemli bir sınava girmeden önce karnınızın ağrıması, heyecanlandığınızda tuvalete gitme ihtiyacı hissetmeniz veya kötü bir haber aldığınızda iştahınızın kesilmesi tesadüf değildir. Beyniniz yaşadığı stresi bağırsaklarınıza iletmektedir.
Psikolojik açıdan bakıldığında ise mesele yalnızca biyolojik değildir. İnsan zihni bazen taşıdığı yükü ifade etmekte zorlanır. Üzüntüsünü dile getiremeyen, öfkesini bastıran, sürekli güçlü görünmeye çalışan veya duygularını paylaşmaktan kaçınan kişilerde beden adeta sözcü görevini üstlenir. Kişi anlatamadığını bedeniyle anlatmaya başlar.
Modern yaşamın görünmeyen sorunlarından biri de her şeyi tek başına çözmeye çalışmaktır. Yardım istemeyi zayıflık olarak gören, yükünü kimseyle paylaşmayan, sürekli güçlü kalmaya çalışan kişiler genellikle stresin bedensel etkilerini daha yoğun yaşayabilirler. Oysa insanın ruhsal dayanıklılığı her şeyi tek başına taşıyabilmesiyle değil, gerektiğinde destek alabilmesiyle de ilgilidir.
Çünkü stres altında vücut “savaş ya da kaç” moduna geçer. Bu durum kısa süreli olduğunda koruyucudur. Ancak aylarca hatta yıllarca devam ettiğinde mide ağrıları, hazımsızlık, bağırsak düzensizlikleri, uyku problemleri ve kronik yorgunluk gibi birçok sorunun ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Uzun süreli stres ayrıca bağırsak mikrobiyotasını etkileyerek hem sindirim sistemi hem de ruh sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilir.
Peki ne yapabiliriz?
Öncelikle stresle mücadele etmenin her zaman kolay olmadığını kabul etmek gerekir. Bazı dönemlerde yaşadığımız olayların yükü tek başımıza taşıyabileceğimizden daha ağır olabilir. Böyle zamanlarda profesyonel destek almak bir zayıflık değil, kendimize gösterdiğimiz bir sorumluluktur.
Kendinizi yoğun stres altında hissettiğinizde uygulayabileceğiniz küçük bir egzersiz de bulunmaktadır:
Bulunduğunuz yerde durun ve derin bir nefes alın. Ardından etrafınızda gördüğünüz 5 şeyi, dokunabildiğiniz 4 şeyi, duyduğunuz 3 sesi, fark ettiğiniz 2 kokuyu ve hissettiğiniz 1 duyguyu zihninizden geçirin. Bu basit çalışma dikkatinizi kaygı veren düşüncelerden bulunduğunuz ana getirerek bedeninizi sakinleştirmeye yardımcı olabilir.
Unutmayın, güçlü olmak her zaman dayanmak değildir. Bazen güçlü olmak; yorulduğunu fark etmek, kendine şefkat göstermek ve gerektiğinde yardım istemektir. Bedeniniz size sürekli bir şeyler anlatmaya çalışıyorsa onu susturmaya çalışmak yerine dinlemeyi deneyin. Çünkü iyileşme çoğu zaman bedenle savaşmakla değil, onun verdiği mesajı anlamakla başlar.


