Genelde bu duruma dışarıdan bakanlar hızlıca etiket koyar: “takıntı”, “abartı”, “boş hayal”… Ama işin iç yüzü çoğu zaman bu kadar yüzeysel değildir. Platonik aşk, birçok insan için aslında duygusal bir sığınaktır. Kişi, kendini en az riskte hissettiği yerde duygusunu büyütür.
Şöyle düşünün: Gerçek bir ilişki demek; anlaşmazlık, hayal kırıklığı, reddedilme ihtimali demek. Ama platonik aşkta bunlar yok. Karşı taraf sizi üzmüyor, çünkü zaten gerçek bir temas yok. Tartışma yok, yüzleşme yok. Duygunun kontrolü tamamen sizde. Bu yüzden kişi farkında olmadan “güvenli” olanı seçiyor.
Birçok kişi “ona aşığım” derken aslında o kişiye değil, zihninde yarattığı versiyonuna bağlanır. Örneğin; iş yerinde uzaktan beğendiğiniz biri…
Belki onunla hiç derin bir sohbetiniz bile olmadı ama kafanızda onunla ilgili bir karakter yazdınız: anlayışlı, ilgili, sizi asla üzmeyecek biri. Gerçekte nasıl biri olduğunu bilmeden, zihninizdeki o “kusursuz” versiyona aşık olursunuz.
Burada çocukluktan gelen bağlanma biçimleri devreye girer. Özellikle sevgiye ihtiyaç duyan ama reddedilmekten de korkan kişilerde bu daha sık görülür. Çünkü gerçek bir ilişkiye adım atmak risklidir. Oysa uzaktan sevmek… daha az incitir gibi gelir.
Bir de işin kaçınma tarafı var. Bazen kişi ilişki istemediğini düşünür ama aslında istediği şey ilişkidir; sadece getireceği yüklerden kaçar. Sorumluluk almamak, hayal kırıklığı yaşamamak için ulaşamayacağı birine yönelir. Böylece hem “seviyorum” duygusunu yaşar hem de gerçek bir ilişkiye girmek zorunda kalmaz.
Geçmiş deneyimler de bu tabloyu besler. Daha önce değersiz hissettirilmiş, reddedilmiş ya da görmezden gelinmiş biri, fark etmeden benzer bir duygunun peşine düşebilir. Ulaşamayacağı birini seçmek, aslında tanıdık bir duyguyu sürdürmenin başka bir yoludur.
Günlük hayatta çok net örneklerini görürüz. Sürekli aynı tip insanlara ilgi duyan ama bir türlü ilişki kuramayan biri… Ya da “zaten bana bakmaz” dediği kişilere yönelen biri… Bu bir tesadüf değildir. Bu, kişinin kendi değeriyle kurduğu ilişkiyle doğrudan bağlantılıdır.
Bir de şu çok karıştırılır: hoşlanmak, beğenmek, hayranlık duymak… Bunlar hepimizin yaşadığı çok insani duygular. Ama platonik aşkta mesele sürekliliktir. Günlük bir beğeni değil, zihinde büyüyen ve yer kaplayan bir duygu haline gelir.
Üstelik bu süreçte kişi çoğu zaman karşı tarafı tek bir özelliğiyle yüceltir. Mesela “çok iyi kalpli” diye düşündüğü biri, zihninde her şeyiyle mükemmel hale gelir. Diğer özellikleri, olası kusurları arka planda kalır. Böylece gerçek değil, seçilmiş bir parça üzerinden bütün bir karakter yaratılır.
Bazen de işin içine özgüven girer. Kendi değerini yeterince hissedemeyen biri, bilinçdışı şekilde “zaten bana olmaz” dediği kişilere yönelir. Çünkü bu daha güvenlidir. Denemez, reddedilmez. Ama içten içe kendini geri plana atma hali de devam eder.
Bu yüzden platonik aşkı sadece “çok sevmek” diye okumak eksik kalır. Çoğu zaman bu duygu; korunma ihtiyacı, reddedilme korkusu, geçmiş yaralar ve kişinin kendine verdiği değerle iç içedir.
Belki de asıl soru şu olmalı:
Gerçekten o kişiyi mi seviyorum, yoksa onun bana hissettirdiklerini mi?
Cevap çoğu zaman dışarıda değil, içeridedir.


