İnsan kendini her zaman gerçek duygularıyla tanımaz. Bazen yıllardır sergilediği davranışları karakteri sanır. “Ben zaten kimseye ihtiyaç duymam”, “Kimseye güvenemem”, “Ben ilişki insanı değilim”, “Her şeyi kendim hallederim” gibi cümleler zamanla kişinin kendini tanımlama biçimine dönüşür. Oysa insanın bugün karakteri olarak gördüğü bazı davranışlar, gerçekten kim olduğunu değil, geçmişte yaşadıkları karşısında kendini korumak için geliştirdiği bir savunmayı anlatıyor olabilir.
Hayat boyunca yaşadığımız hayal kırıklıkları, kırgınlıklar, reddedilme korkusu, güvenin sarsılması ve karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar iç dünyamızda iz bırakır. İnsan zorlandığı her duyguyla doğrudan yüzleşemeyebilir. Zihin de kişiyi bu zorlayıcı duygulardan korumak için çeşitli yollar geliştirir. Psikolojide bunlara savunma mekanizmaları diyoruz.
Aslında savunma mekanizmaları hayatımızda her zaman olumsuz bir yere sahip değildir. Çoğu zaman zorlandığımız bir durumla baş edebilmemiz için devreye girerler. Ancak bir süre sonra bu korunma biçimi alışkanlığa dönüşebilir. İnsan kendini korumak için geliştirdiği davranışın artık hayatını yönettiğini bile fark etmeyebilir.
Örneğin geçmişte sevdiği biri tarafından hayal kırıklığına uğrayan bir kişi, yeni bir ilişkiye başlamakta zorlanabilir. Yakınlık kurmak istediği halde geri çekilebilir. Sevilmek istediği halde bunu belli etmekten kaçınabilir. Hatta zamanla “Ben zaten ilişki istemiyorum” diyerek kendini ve çevresini buna ikna edebilir.
Burada asıl mesele kişinin gerçekten ilişki istememesi değildir. Elbette herkes ilişki kurmak zorunda değildir. Ancak kişi aslında istediği bir şeyden, yeniden incinme ihtimali nedeniyle uzak duruyorsa, burada kendini korumaya çalışan bir taraf olabilir. Dışarıdan bakıldığında mesafeli, güçlü ve ulaşılmaz görünen kişi, iç dünyasında yeniden hayal kırıklığı yaşamaktan korkuyor olabilir.
Benzer bir durum aile ilişkilerinde ve sosyal hayatta da karşımıza çıkabilir. Sevgi bağının yeterince kurulamadığı, duyguların paylaşılmadığı ya da kişinin kendini sürekli korumak zorunda kaldığı bir ortamda büyüyen biri, zamanla her şeyi tek başına halletmeyi öğrenebilir. Yardım istemek zor gelebilir. Birine yaslanmak rahatsız edici olabilir. Duygularını paylaşmak yerine içine atmayı tercih edebilir.
“Kimseye ihtiyacım yok” düşüncesi zamanla bir yaşam biçimine dönüşebilir.
Oysa bazen bu düşüncenin arkasında güçlü olmak değil, ihtiyaç duyduğu zaman yanında kimseyi bulamamış olmak vardır.
İnsanlar duygularını farklı şekillerde maskeler. Kimi kırıldığında öfkelenir. Çünkü kırıldığını göstermek daha zor gelir. Kimi sürekli şaka yapar ve ciddi duyguların konuşulmasına izin vermez. Kimi herkese karşı mesafeli davranır. Kimi ise hayatındaki her şeyi kontrol etmeye çalışır. Dışarıdan baktığımızda bunları kişinin karakteri olarak değerlendirmek kolaydır. Ancak davranışın altında hangi duygunun bulunduğunu anlamadan, yalnızca görünen tarafa bakmış oluruz.
- Öfkeli görünen biri aslında kırılmış olabilir.
- Ulaşılmaz görünen biri yakınlık kurmaktan korkuyor olabilir.
- Her şeyi şakaya vuran biri, duygularıyla baş başa kalmaktan kaçıyor olabilir.
- Kimseye ihtiyacı olmadığını söyleyen biri, birine ihtiyaç duyduğunda yeniden hayal kırıklığı yaşamaktan korkuyor olabilir.
Psikolojik açıdan burada önemli olan yalnızca davranışı değiştirmek değildir. Asıl önemli olan, kişinin bu davranışa neden ihtiyaç duyduğunu anlayabilmesidir. Çünkü insan kendini korumak için geliştirdiği mekanizmayı fark etmeden değiştirmeye çalıştığında, çoğu zaman aynı döngünün içine geri döner.
Bir ilişkide neden sürekli geri çekildiğini anlamadan kendini zorla daha açık biri haline getirmek kolay değildir. Yardım istemekte neden zorlandığını fark etmeden insanlara daha çok güvenmeye çalışmak da tek başına yeterli olmayabilir. Önce kişinin kendine şu soruyu sorabilmesi gerekir:
Ben gerçekten böyle biri miyim, yoksa bir dönem yaşadıklarım karşısında kendimi korumak için böyle biri olmayı mı öğrendim?
Bu sorunun cevabı her zaman kolay bulunmaz. Çünkü bazı savunma mekanizmaları yıllar içinde o kadar alışkanlık haline gelir ki kişi onları fark etmez. Mesafesini kişiliği, öfkesini karakteri, yalnızlığını tercihi, kontrol ihtiyacını ise sorumluluk olarak görebilir.
Kendinizi daha yakından tanımak için küçük bir çalışma yapabilirsiniz. Hayatınızda sürekli tekrar eden bir davranışınızı düşünün. İnsanlarla yakınlaşınca uzaklaşmak, yardım istememek, duygularınızı şakaya vurmak, sürekli güçlü görünmeye çalışmak ya da bir sorun yaşadığınızda hemen öfkelenmek gibi.
Sonra kendinize şu soruları sorun:
- Bu davranışı en çok hangi durumlarda gösteriyorum?
- Bu davranış beni hangi duygudan koruyor olabilir?
- Bu şekilde davranmasaydım ne yaşanmasından korkardım?
Buradaki amaç kendinizi yargılamak ya da hayatınızdaki her davranışın sebebini geçmişte aramak değil. Ama davranışlarımızın arkasındaki duyguları fark etmek, kendimizi tanımanın önemli bir parçasıdır.
Kişisel gelişim de yalnızca daha başarılı, daha güçlü ya da daha üretken biri olmaya çalışmak değildir. Bazen gelişim, yıllardır taşıdığımız bir davranışın neden hayatımızda olduğunu anlayabilmektir. “Ben böyleyim” dediğimiz bir özelliğin, aslında bizi geçmişte koruyan ancak bugün hayatımızı zorlaştıran bir savunma olabileceğini fark edebilmektir.
Bazı duyguları ve davranış kalıplarını tek başımıza anlamlandırmak ise kolay olmayabilir. İnsan hayatında sürekli tekrar eden bir döngü olduğunu fark eder ama nedenini bulmakta zorlanır. Bir şeylerin yolunda gitmediğini hisseder fakat bunun hangi duyguyla bağlantılı olduğunu göremez. Psikolojik destek süreci, kişinin kendini daha yakından tanımasına, davranışlarının altında yatan duyguları anlamasına ve artık ihtiyacı kalmamış savunma mekanizmalarını fark etmesine yardımcı olabilir.
Çünkü değişim, sadece davranışlarımızı değiştirmeye çalıştığımızda başlamaz. Bazen gerçek değişim, kendimizi neden bu kadar uzun zamandır korumaya çalıştığımızı fark ettiğimizde başlar.
Belki de bugün karakterinizin bir parçası olduğunu düşündüğünüz bazı davranışlar, aslında geçmişte yaşadıklarınız karşısında kendinizi korumak için geliştirdiğiniz birer maskedir.
İnsan, o maskeyi hemen çıkarmak zorunda değildir. Önce neden ona ihtiyaç duyduğunu anlaması gerekir. Çünkü kendimizi tanımaya başladığımızda, geçmişte bizi koruyan ama bugün bizi sınırlayan duyguların ve davranışların hayatımız üzerindeki etkisini de yeniden değerlendirme şansı buluruz.


