Her şey yolunda giderken içinin bir köşesinde sessiz bir huzursuzluk belirir. Güzel bir haber alırsın, uzun zamandır istediğin bir gelişme yaşanır, sevdiğin kişiler yanındadır. Hayat birkaç günlüğüne bile olsa omuzlarından yükünü alır. Tam rahatlayacakken zihninden o cümle geçer: “Bu kadar iyi gidiyorsa yakında bir şey çıkar.” Sevincin henüz içine yerleşemeden onu kaybetme ihtimalini düşünmeye başlarsın. Güzel bir gün kendi başına yeterli olmaktan çıkar, yaklaşmakta olduğunu sandığın kötü günün habercisine dönüşür. Mutluluk geldiğinde onu karşılamak yerine ne kadar süreceğini hesaplar, huzurun içinde dinlenmek yerine bozulacağı anı beklersin. Bunun adı çoğu zaman tedbirden çok, geleceğin diliyle konuşan eski bir korkudur.
Hayatında güzel gelişmelerin ardından sık sık hayal kırıklığı yaşadıysan, zihnin aralarında görünmez bir bağ kurmuş olabilir. Rahatladığın anda düzenin bozulduysa, sevindiğin bir şey kısa sürdüyse ya da güvende hissettiğin dönemlerde beklenmedik kayıplarla karşılaştıysan huzura karşı temkinli davranmayı öğrenirsin. Böylece mutluluk, içinde dinlenebileceğin bir duygu olmaktan çıkar; tetikte karşılanması gereken geçici bir misafire dönüşür. Zihnin seni korumaya çalışır. Kötü ihtimalleri önceden düşünürsen daha hazırlıklı olacağına inanır. Acının provasını yaparak acıyı hafifletebileceğini sanır. Oysa yaşanmamış bir üzüntüyü erkenden taşımak, yarın karşılaşacağın şeyi küçültmez. Yalnızca bugünün sevincinden eksiltir.
Bir şeyin bozulmasından korkarak ona mesafeli durduğunda, kaybetmeden önce kaybetmeye başlarsın. Güzel bir ilişkinin içinde terk edilmeyi düşünür, başarıya ulaştığında düşeceğin günü hesaplar, sağlıklı olduğunda hastalık ihtimallerini büyütürsün. Henüz ortada bir sorun yokken zihnin ihtimallerden bir gölge kurar. Sonra kendi yarattığı bu gölgenin altında yaşamaya çalışırsın. Üstelik kaygılı olmak çoğu çevrede sorumluluk göstergesi sayılır. Sürekli kötü ihtimalleri düşünen kişi dikkatli, huzurlu kalan kişi fazla rahat görülür. Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz bazı cümleler de bu düşünceyi besler: “Çok gülme, ardından ağlarsın.” Sevinç sanki bir bedeli varmış gibi anlatılır. Güzel bir şeyden yüksek sesle söz edince bozulacakmış, mutluluk fazla görünür olunca hayat onu geri alacakmış hissi oluşur. Bu yüzden sevincimizin sesini kısarız. Güzel bir haber verirken hemen ardından bir endişemizi ekleriz. Mutlu olduğumuzu söylersek hayatı fazla ciddiye almıyormuşuz gibi hissederiz. Şükretmekle korkmak birbirine karışır. İçimizden rahatça “Şu an iyiyim” demek geçerken cümlenin arkasına sessizce “Umarım böyle devam eder” kaygısını yerleştiririz. Oysa hayat, mutluluğu yalnızca onu kaybetmekten korkanlara sunmuyor. Sevincin bir borcu, huzurun ödenmesi gereken bir bedeli yok. İyi geçen bir günün ardından mutlaka kötü bir gün gelmesi gerekmiyor. Dünya, neşemizi dengelemek için gizlice acı hazırlayan bir düzenle çalışmıyor.
Huzurun sana yabancı gelmesi, onun tehlikeli olduğu anlamına gelmez. Uzun süre gürültülü bir hayatın içinde kaldığında sessizlik ilk anda boşluk gibi gelebilir. Sürekli çözmen gereken sorunlarla yaşadıysan her şey yoluna girdiğinde ne yapacağını şaşırabilirsin. Zihin tanıdığı düzene dönmek ister. Bu düzen yorucu olsa bile bildiği yollar ona daha güvenli görünür. Ortada bir kriz kalmadığında yenisini aramaya başlaması bu yüzdendir.
Sevinci taşıyabilmek de öğrenilen bir beceridir. Güzel bir an geldiğinde hemen sonrasını düşünmeden onun içinde kalmak, sana iyi gelen bir gelişmeyi küçültmeden kabul etmek, hayatın sakin dönemlerinde suçluluk duymadan dinlenmek zaman ister. Mutluluğa güvenmek, onun sonsuza kadar süreceğine inanmak anlamına gelmez. Yaşadığın anın değerini, ne kadar süreceğine bağlamadan kabul etmektir.
Her güzel şeyin süresi farklıdır. Bir sohbet birkaç saat, bir dostluk uzun yıllar, içini ısıtan bir haber birkaç gün boyunca etkisini sürdürebilir. Geçici olması, yaşandığı sırada taşıdığı değeri azaltmaz. Bir günün sona ereceğini bilerek o güne sırtını dönmezsin. Bir çiçeğin solacağını bilerek güzelliğini görmezden gelmezsin. Hayatın içindeki kıymet, çoğu zaman kalıcılığından değil, sana dokunduğu andan doğar. Başına gelebilecek bütün kötü ihtimalleri düşünmek sana gelecek üzerinde daha fazla söz hakkı vermez. Henüz yaşanmamış bir acıyı bugünün masasına oturtur. O ihtimal hiçbir zaman gerçekleşmezse boş yere yorulursun. Gerçekleşirse de onu iki kez yaşamış olursun: Önce zihninde, sonra hayatın içinde.
Kendini korumak isterken sevincini cezalandırdığın anları fark et. Güzel bir şey yaşandığında zihnin hemen sonrasına koşuyorsa onu bulunduğun ana geri çağır. “Şu an hayatımda kötü bir şey oluyor mu?” sorusuna dürüstçe bak. Cevabın hayırsa korkunun kurduğu senaryoya değil, önünde duran gerçeğe yer aç. Şu an güvendesin. Şu an seviliyorsun. Şu an içini ferahlatan bir gelişme yaşıyorsun. Bu anı kabul etmek için geleceğin garantisine ihtiyacın yok.
Bir gün canını acıtacak bir şey yaşanırsa o günün duygusu sana ait olacak. Onu erkenden taşımak bugünkü gücünü artırmaz. Yarın için hazırlıklı olmanın yolu bugünü eksik yaşamak değildir. Gücün bütün kötü ihtimalleri önceden düşünmeden sadece karşılaştığın gün kendine güvenebilmekten gelir. Hayat senden her güzel şeyin sonsuza kadar süreceğine inanmanı beklemiyor. Geldiğinde kapıyı açmanı, kısa sürecek diye değerini azaltmamanı, sevincin içine korku karıştırmadan birkaç adım yürüyebilmeni istiyor.
Mutluluğun kalıcılık sözü vermesi gerekmez. Geldiğinde içinde dinlenebilmen yeterlidir.
Henüz gelmemiş bir acıya, yaşadığın mutluluktan pay verme. Mutluluk geldiğinde ise ona korkmadan yer açabil. Her güzel an, korkunun gölgesi düşmeden yaşanmayı hak eder.
Haftanın İnci Tozları
“Mutluluğun süresini hesaplamak, onun içinde geçireceğin zamanı kısaltır.”
“Güzel günlerini, gerçekleşmemiş ihtimallerin gölgesinde bırakma.”
“Sevincine kuşkuyla bakma; hayatın sana iyi davranmasına da izin ver.”
✨ Uzaylı Dostum SiRA`dan Haftalık Işık Hatırlatma 😊✨
Niyet:
Bu hafta netim. Enerjimi dağıtmıyorum önceliğim huzur, adımım kararlı.
Mini Görev:
Hafta içinde tek bir kararı ertelemeden ver. Küçük olsun. Not al, uygula, kapat. Overthinking’e paydos.
Mesajı:
Netlik cesaretten doğar. Cesaret mükemmel olmaktan değil, zamanında hareket etmekten gelir.
Bu hafta hayat senin hızını değil, niyetinin berraklığını takip ediyor.


