İnsan, ne yaşadığını anlayamadığında en çok kendinden korkmaya başlar.
Eskiden kolayca yaptığı işler zor gelmeye başlar. Bir sohbetin ortasında dalıp gittiğini fark eder. Evden çıkarken kapıyı kilitleyip kilitlemediğini tekrar kontrol eder. Akşam yatağa uzandığında zihni susmaz; gün biter ama düşünceler bitmez.
Sonra tek bir soru zihnini meşgul eder:
"Bana ne oluyor?"
Toplumda gözlemlediğim kadarıyla bu sorunun ardından en çok karıştırılan iki kavram kaygı ve depresyon oluyor. Bunun bir nedeni de bu iki psikolojik sürecin zaman zaman birlikte görülebilmesi. Benzer yönleri vardır; aynı şey değildir.
Kaygı, zihni geleceğe taşır. Henüz yaşanmamış olaylar, yaşanmış gibi düşünülmeye başlanır.
"Ya hata yaparsam?"
"Ya kötü bir haber alırsam?"
"Ya her şey ters giderse?"
Zihin, gerçekleşme ihtimali kesin olmayan senaryolar üretir ve onlara karşı hazırlıklı olmaya çalışır.
Bu hazırlığın kökeninde çoğu zaman geçmişte yaşanmış duygusal deneyimler bulunur. Daha önce hissedilen korku, çaresizlik ya da değersizlik duygusu yeniden yaşanmasın diye zihin sürekli tetikte kalır. Kişi bunun farkında olmayabilir. Sadece rahatlayamadığını, sürekli bir şey olacakmış gibi hissettiğini söyler.
Depresyonda ise düşüncelerin yönü değişir.
Bu kez kişi gelecekle değil, daha çok kendisiyle mücadele etmeye başlar.
"Ben yetersizim."
"Ben beceremedim."
"Benim yüzümden oldu."
Bu düşünceler yalnızca zihinde kalmaz. Davranışlara da yansır. Kişi sessizleşebilir, içine çekilebilir, eskiden keyif aldığı şeylerden uzaklaşabilir. Yataktan kalkmak, duş almak ya da günlük sorumluluklarını yerine getirmek bile ağır gelebilir.
Kaygı ve depresyon aynı dönemde yaşandığında hayatın ritmini yakalamak daha da zorlaşır.
Bu duyguları yaşayan birçok kişi, yaşadığı süreci şu cümlelerle anlatıyor;
"Sürekli unutuyorum."
"Hiçbir şeye odaklanamıyorum."
"Gün bitiyor ama sanki hiç yaşamamışım gibi hissediyorum."
Bu tablo çoğu zaman hafızanın zayıfladığı anlamına gelmez.
Zihin, bütün enerjisini psikolojik yükü taşımaya harcar. Dikkatini bulunduğu ana vermekte zorlanır. Yapılan konuşmalar akılda kalmayabilir. Aynı iş tekrar tekrar kontrol edilebilir. "Acaba doğru yaptım mı?" düşüncesi zihni meşgul etmeye devam edebilir.
En yorucu tarafı ise kişinin kendisine ne olduğunu anlayamamasıdır.
"Neden eskisi gibi değilim?"
"Neden bu kadar değiştim?"
"Neden kendimi tanıyamıyorum?"
Cevabını bulamadığımız duygular, çoğu zaman taşıması en ağır duygular haline gelir.
Yazının bu noktasında önemli bir hatırlatma yapmak isterim.
Burada paylaştığım bilgiler, kaygı ve depresyonun temel özelliklerini anlaşılır kılmak amacıyla hazırlanmış genel bir çerçevedir. Psikolojik değerlendirme, yalnızca birkaç belirtiye bakılarak yapılmaz.
Kendinizi zaman zaman eleştirmeniz, yetersiz hissetmeniz, gelecekle ilgili endişelenmeniz ya da bazı duygularla baş etmekte zorlanmanız tek başına kaygı bozukluğu veya depresyon yaşadığınız anlamına gelmez. Bu duygular yaşamın farklı dönemlerinde birçok insanın deneyimleyebileceği doğal tepkiler de olabilir.
Bir tanı konulurken belirtilerin süresi, şiddeti, yaşamı ne kadar etkilediği ve benzer belirtilere neden olabilecek diğer durumlar birlikte değerlendirilir. Ayırıcı tanının, bu alanda yetkin bir psikolog veya psikiyatrist tarafından yapılması gerekir.
Belki de kendimize sormamız gereken ilk soru, "Bende hangi tanı var?" değil, "Son zamanlarda gerçekten ne yaşıyorum?" sorusudur.
Çünkü doğru anlaşılan her duygu, iyileşme yolunda atılan ilk adımdır.


