“Ben asla yalan söylemem.”
“Beyaz yalan diye bir şey var.”
“Benim en hassas olduğum konu dürüstlüktür.”
Bu cümleleri hayatımızda sık sık duyarız. Fakat çoğu zaman gözden kaçan önemli bir nokta vardır: İnsan bazen en büyük yalanı başkasına değil, kendisine söyler.
Yalan söyleme davranışı çoğu zaman sadece kötü niyetle açıklanabilecek bir durum değildir. Psikolojik açıdan baktığımızda yalanın altında çoğunlukla korku, kaygı, reddedilme endişesi, suçluluk duygusu ve yüzleşememe hali vardır. Kişi bazen gerçeği söylemenin yaratacağı sonucu taşıyamayacağını düşündüğü için yalana yönelir. Çünkü yalan, kısa süreli de olsa kişiye bir kaçış alanı sunar.
Örneğin ilişkisi içerisinde kırılan, mutsuz olan ya da bunalan biri bunu açıkça ifade etmek yerine “Bir şey yok, iyiyim” demeyi seçebilir. Çünkü karşı tarafın vereceği tepkiyi yönetememekten korkar. Tartışma çıkmasından, yanlış anlaşılmaktan ya da ilişkiyi kaybetmekten endişe eder. Böyle durumlarda söylenen yalanın amacı çoğu zaman durumu kontrol altında tutabilmektir.
Benzer şekilde ailesinden baskı gören bir genç düşünelim. Başarısız olduğunu söylemek yerine notunu saklayabilir ya da farklı anlatabilir. Çünkü zihninde gerçeği söylemek; hayal kırıklığı, eleştirilmek ya da değersiz hissetmek anlamına gelir. Yalan burada kişinin kendini koruma yöntemi haline dönüşür.
Fakat kişi yalan söyledikten sonra kısa süreli bir rahatlama yaşasa da bu durum kalıcı değildir. Çünkü insan zihni, doğru olmadığını bildiği bir durumu taşırken sürekli tetikte kalır. Bu yüzden kişi bazen panik halinde konuşur, gereğinden fazla açıklama yapar, ani tepkiler verir ya da tam tersine suskunlaşır. Aslında bunların büyük kısmı iç dünyadaki kaygıyı bastırma çabasıdır. Yalan bir kez işe yaradığında ise davranış pekişmeye başlar. Kişi “O an durumu kurtardım” diye düşünür. Fakat zamanla söylediği şeyleri hatırlamakta zorlanır, yeni yalanlarla eski yalanları toparlamaya çalışır. Böylece kişi yalnızca çevresiyle değil, kendi zihniyle de mücadele etmeye başlar. Burada önemli olan nokta şudur: İnsan çoğu zaman yalan söylemeden önce kendi duygularından kaçmaya başlar. Çünkü gerçeği kabul etmek bazen oldukça zorlayıcıdır. “Mutsuzum”, “Kırıldım”, “Yetersiz hissediyorum”, “Artık dayanamıyorum” diyebilmek herkes için kolay değildir. Bu nedenle bazı insanlar gerçekle yüzleşmek yerine onu örtmeyi tercih eder.
Hatta bazen kişi kendi davranışını haklı gösterebilmek için “Hayat beni buna itti”, “Mecbur kaldım”, “Karşımdaki insan yüzünden böyle oldum” gibi cümleler kurar. Oysa bu cümlelerin altında da çoğu zaman sorumluluğun ağırlığından kaçma isteği vardır. Çünkü insan zihni suçluluk duygusunu hafifletmek için bazen bahaneler üretmeye ihtiyaç duyar.
Ancak unutulmaması gereken önemli bir gerçek vardır: Sürekli bastırılan duygular ve yüzleşilmeyen gerçekler zamanla insanın iç dünyasını yormaya başlar. Bir başkasına söylediğiniz yalanları bir süre yönetebilirsiniz belki. Ama kendinize söylediğiniz yalanlar zamanla hayatınızın içine yerleşir. “İyiyim” derken aslında tükenmiş hissetmek, “Sorun yok” derken içten içe öfkelenmek ya da “Umursamıyorum” deyip geceleri zihninizin susmaması bunun en görünür örnekleridir.
Çünkü insan en çok kendinden kaçarken yorulur. Ve çoğu zaman kurulan mesafelerin nedeni yalnızca diğer insanlar değil, kişinin kendi gerçeğinden uzaklaşmasıdır.


