Hayatta en çok şaşırdığımız şeylerden biri, iyi haberlerimizin herkes tarafından aynı şekilde karşılanmamasıdır. Yeni bir işe başladığımızda, bir başarı elde ettiğimizde, mutlu bir ilişkiye adım attığımızda ya da uzun zamandır istediğimiz bir hedefe ulaştığımızda çevremizdeki insanların da bizim kadar sevineceğini düşünürüz. Fakat çoğu zaman durum düşündüğümüz gibi olmaz.
Bazen bir tebriğin içinde samimiyetsizlik hissederiz. Bazen heyecanla anlattığımız bir gelişmenin hemen ardından olumsuz yorumlar duyarız. Kimi zaman da başarımızı paylaşırken karşımızdaki kişinin yüzünde beliren rahatsızlığı fark ederiz. İşte bu noktada çoğu insanın aklına aynı soru gelir:
İnsan neden başkasının mutluluğundan rahatsız olur?
Bu sorunun cevabı çoğu zaman karşıdaki kişinin karakterinden çok, kendi iç dünyasında yaşadıklarıyla ilgilidir. Çünkü psikolojik açıdan baktığımızda haset, başkasına duyulan bir öfkeden önce kişinin kendi yaşamıyla kurduğu ilişkinin bozulduğunu gösteren bir işarettir. Kendisiyle barışık olan, emek veren, hayatına yön verebildiğini hisseden bir insan başkasının başarısını tehdit olarak algılamaz. Tam tersine onu takdir edebilir, ilham alabilir ve hatta onun adına sevinebilir. Çünkü başkasının kazancı kendi değerinden bir şey eksiltmez.
Ancak kişi uzun süredir kendisini yetersiz hissediyorsa, hayallerini ertelemişse, istediği yaşamdan uzaklaştığını düşünüyorsa başkalarının başarıları ona kendi eksikliklerini hatırlatmaya başlar. İşte tam bu noktada haset ortaya çıkar. Aslında rahatsız olduğu şey karşısındaki insan değildir. Rahatsız olduğu şey, kendi içinde görmek istemediği gerçeklerle yüzleşmektir.
Bunu günlük hayatın içinde sıkça görebiliriz. Aynı iş yerinde çalışan iki kişiyi düşünelim. Biri terfi aldığında diğeri onun başarısını kutlamak yerine hemen kusur aramaya başlayabilir. “Şansı yaver gitti”, “Doğru insanları tanıyordu”, “O kadar da başarılı değil” gibi cümleler çoğu zaman gerçeği değil, kişinin kendi iç dünyasındaki rahatsızlığı yansıtır. Benzer bir durum sosyal medyada da yaşanır. İnsanlar artık yalnızca komşularıyla ya da arkadaşlarıyla değil, yüzlerce kişiyle aynı anda kıyaslama yapıyor. Birinin tatil fotoğrafları, diğerinin evliliği, başka birinin kariyeri derken kişi fark etmeden kendi hayatını sürekli eksik değerlendirmeye başlayabiliyor. Oysa gördüğümüz durum insanların yaşamlarının tamamı değil, paylaşmayı tercih ettikleri birkaç kareden ibaret.
Haset duygusunun en yorucu tarafı ise kişinin dikkatini sürekli başkalarına çevirmesidir. Kendi yoluna odaklanmak yerine başkalarının ne yaptığıyla ilgilenen insan zamanla kendi hayatından uzaklaşır. Bir süre sonra mutluluğunu üretmek yerine başkalarının mutluluğunu takip etmeye başlar. Bu da iç huzuru daha da zorlaştırır.
Peki böyle insanlarla karşılaştığımızda ne yapmalıyız?
Öncelikle herkesle aynı düzeyde paylaşım yapmak zorunda olmadığımızı kabul etmeliyiz. Hayatımızdaki her insan sırdaşımız olmak zorunda değildir. Sürekli eleştiren, küçümseyen ya da her güzel gelişmede olumsuz bir yön bulmaya çalışan kişilerle aramıza sağlıklı sınırlar koyabilmek önemlidir.
Özellikle yeni hedeflerimizi, planlarımızı ve heyecanlarımızı kiminle paylaştığımıza dikkat etmek gerekir. Çünkü bazı insanlar destek vermek yerine farkında olmadan umutsuzluk bulaştırabilir. Sürekli duyulan olumsuz yorumlar zamanla kişinin kendine olan güvenini de etkileyebilir. Burada unutulmaması gereken önemli bir nokta vardır. Bir insanın sizin başarınızdan rahatsız olması, başarınızın yanlış olduğu anlamına gelmez. Bir insanın sizin mutluluğunuza sevinememesi, mutlu olmayı hak etmediğiniz anlamına gelmez. Çoğu zaman bu durum sizinle değil, onun kendi iç dünyasında yaşadığı mücadeleyle ilgilidir.
Bu nedenle hayatımızın her döneminde çevremizdeki insanların düşüncelerinden çok, kendi ruhsal dengemize yatırım yapmaya ihtiyacımız vardır. Çünkü insan kendisiyle barıştıkça başkalarının ışığından rahatsız olmaz. Aksine o ışığın dünyayı biraz daha aydınlattığını görür. Belki de hasetin panzehiri tam olarak budur; başkalarının hayatını izlemek yerine kendi hayatımızı yaşamaya cesaret edebilmekdir.


