BIST 100
14.624,02 0,33%
DOLAR
48,2453 0,24%
EURO
56,0140 -0,24%
GRAM ALTIN
7.094,98 -0,39%
BITCOIN
79.288,00 -1,02%
FAİZ
40,06 -0,20%
GÜMÜŞ GRAM
107,82 0,51%
GBP/TRY
65,3988 -0,20%
EUR/USD
1,1606 -0,40%
BRENT PETROL
87,86 -0,57%
ÇEYREK ALTIN
11.599,62 -0,40%
lefkosa Açık
lefkosa hava durumu
35 °

Hep Kendini Suçlayan Zihin

Uzman psikolog olarak şunu söylemeliyim ki, bu hayatta insanı en çok yoran şeylerden biri yaşadığı her olayın sorumluluğunu farkında olmadan kendi üzerine almaya başlamasıdır. Konu doğrudan kendisiyle ilgili olsun ya da olmasın, zihin yaşanan her olayı kendisi üzerinden okumaya başlar. Bir süre sonra bu durum o kadar otomatik hale gelir ki, suçluluk artık yalnızca hissedilen bir duygu değil, kişinin dünyayı algılama biçimi olur.

Bu suçluluk alanı dışarıdan bakıldığında kolay kolay fark edilmez. Hatta çoğu zaman kişi de bunu taşıdığının farkında değildir. Mücadele ettiği şey, suçluluğun zihninde oluşturduğu yoğun kaygı ve bu yükle nasıl yaşayacağını bilememektir. Sürekli tetikte kalan zihin, bir sonraki olumsuzluğu engellemeye çalışırken yaşanan olaya dışarıdan bakamaz. Çünkü o an önceliği gerçeği görmek değil, kendini korumaktır. Bu yüzden yaşanan her olayda aynı düşünce sessizce devreye girer: "Burada bir sorun olduysa mutlaka benden kaynaklanıyordur."

İnsan bunu zamanla o kadar çok tekrar eder ki artık sorgulamaz. Su içmek gibi doğal hale gelir. Bir arkadaşının ses tonu değişir, kendini sorgular. Bir mesaj geç gelir, yanlış bir şey söyleyip söylemediğini düşünür. İş yerinde bir gerginlik yaşanır, zihni hemen kendi davranışlarını incelemeye başlar. Günün sonunda yaşadığı olayı değil, kendi cümlelerini, kendi tavrını ve kendi hatalarını düşünür. Çünkü zihin artık yaşanan olayı değerlendirmez, önce kendisini yargılar.

Dışarıdan bakıldığında bu kişiler fazla anlayışlı, fazla fedakar ya da fazla vicdanlı gibi görünebilir. Oysa içeride olan bundan çok daha farklıdır. Sürekli kendini kontrol eden, hata yapmaktan korkan ve her an bir yanlış yapacakmış gibi yaşayan yorulmuş bir zihin vardır.

 

 

Peki bu refleks nasıl oluşur?

Çoğu zaman kökeni çocukluk yıllarında öğrenilen duygusal deneyimlere uzanır. Sürekli eleştirilen, yaptığı hata büyütülen, duyguları küçümsenen ya da evde yaşanan gerginliklerin içinde büyüyen bir çocuk zamanla önemli bir öğrenme geliştirir. "Sorun çıkarmamalıyım.", "Kimseyi üzmemeliyim.", "Ben dikkatli olursam her şey düzelir." O yaşlarda bunlar bilinçli kararlar değildir. Çocuğun kendini koruyabilmek için geliştirdiği savunmalardır.

Yıllar geçer, çocuk büyür ama zihin aynı kurallarla yaşamaya devam eder. Artık ortada onu suçlayan kimse olmasa bile bu kez kendi kendini suçlamaya başlar. Bir tartışmada gereğinden önce özür diler. Sınır koyduğunda suçlu hisseder. "Hayır." dediğinde saatlerce vicdan yapar. Başkalarının kırgınlığını, öfkesini ve hayal kırıklığını kendi sorumluluğu gibi taşır. Fark etmeden kendisine ait olmayan duyguların ve düşüncelerin yükünü omuzlamaya başlar.

İşte insanı en çok yoran da budur. Yaşadığı olaylardan çok, kendisine ait olmayan yükleri yıllarca taşımaktır.

 

Bir anda bırakmanın ya da "Artık böyle düşünme." denildikçe değişmenin mümkün olmadığının farkındayım. Çünkü insan yıllarca kendini korumak için geliştirdiği bir zırhı bir günde indiremez. Ama o zırhı neden kuşandığını anlamaya başladığında, hayatında neyi istemediğini fark ettiğinde ve artık aynı yükleri taşımak istemediğine karar verdiğinde değişim de sessizce başlar. Çünkü iyileşme, yükü zorla bırakmakla değil, o yükün gerçekten kime ait olduğunu görebilmekle mümkündür.

 

Terapi tam da bu yüzden önemlidir. Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan şey yeni bir hayat kurmak değildir. Yıllardır kendisine ait sandığı yüklerin nereden geldiğini anlayabileceği, kendisini yargılanmadan görebileceği güvenli bir alan bulmaktır. İnsan kendisine ait olmayan yükleri bıraktıkça yalnızca hafiflemez, kendisiyle kurduğu ilişki de değişmeye başlar.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?