Bazı mucizeler o kadar sessizdir ki, insan onların içinden geçerken bile fark edemez. Çünkü çoğu zaman hayatın değerini uzaklarda aramaya alışırız.
Daha fazlasında, daha iyisinde, henüz sahip olmadıklarımızda…Ve fark etmeden, hayatın aslında her gün sessizce önümüze bıraktığı güzellikleri kaçırırız.
Oysa bazı sabahlar pencereye vuran güneş bile insanın içine iyi gelir. Temiz bir hava, hafif esen bir rüzgâr, gökyüzünün rengi, içilen bir kahvenin kokusu…
Belki kısa bir sessizlik anı…
Belki denizin sesi…
Belki de sadece derin nefes alabildiğini fark ettiğin bir an…
İnsan bazen o kadar hızlı yaşamaya çalışıyor ki, yaşadığını hissetmeyi unutuyor. Bir yere yetişirken gökyüzüne bakmıyor. Bir şeyleri düzeltmeye çalışırken elindekileri fark etmiyor. Zihni sürekli “eksik olanı” düşündüğü için, hayatın hâlâ güzel kalan taraflarını göremiyor.
İnsanların çoğu yasamazlar, onlar sadece vardırlar. Sadece var olmak ve yasamak arasındaki mesafe “farkındalıktır”.
İnsanın ihtiyacı olan şey, hayatını tamamen değiştirecek büyük bir mucize değildir. Bazen sadece durup gerçekten yaşamaya başladığını hissetmektir.
Çünkü düşün…
Bir zamanlar hayalini kurduğun bazı şeylerin içindesin belki de şu an. Ama insan zihni, ulaştığı güzellikleri çok hızlı sıradanlaştırıyor. Bir zamanlar “Keşke olsa” dediği şeyler, bir süre sonra “zaten olması gereken”e dönüşüyor. Ve insan, sahip olduklarının değerini hissetmeyi bıraktığında; hayatın içindeki renkler yavaş yavaş solmaya başlıyor.
Belki de bu yüzden bazı insanlar denizi görünce huzur hissediyor. Ya da yağmur sonrası toprağın kokusunda bir şeyler hatırlıyor. Çünkü doğa hâlâ insana yaşamda acele etmekten başka bir yol olduğunu hatırlatıyor. Duyuları uyandırıyor.
Ağaçların, hiçbir telaşı yok mesela..
Gökyüzü kimseye kendini kanıtlamaya çalışmıyor..
Güneş her sabah, yeniden doğarken kimseden alkış beklemiyor..
Ama yine de hepsi olduğu haliyle güzel ve akışında devam ediyor.
İnsan ise çoğu zaman sadece “yetişmeye” çalıştığı için yaşamın kendisini kaçırıyor.
Herkesin, içinde taşıdığı görünmeyen mücadeleler vardır elbette. Ama hayat, en zor zamanlarda bile küçük ışıklar yansıtmayı bırakmaz.
Bir dost sohbetinde…
Bir çocuğun gülüşünde…
Yüzünü okşayan rüzgârda…
İçini aniden huzurla dolduran küçücük bir anda…
Belki de insanı hayata bağlayan şey tam olarak budur; Hâlâ varlığını hissedebiliyor olmak. Hâlâ etkilenebiliyor olmak. Hâlâ gökyüzüne bakıp içinin yumuşayabiliyor olması…
Bazı mucizeler büyük seslerle gelmez. Sessizce hayatının içinde dururlar. İnsan ise çoğu zaman onları ancak biraz yavaşladığında fark eder.
Belki de hayat sandığımız kadar uzaklarda değildir. Belki de insanın bulması gereken tek şey: hayatın içinde neyin eksik olduğunu ararken, hâlâ güzel olan şeyleri göremeyecek kadar yabancılaşmasıdır..
Haftanın İnci Tozları
“ İnsan bazen yaşadığı hayatın içinde değil, zihninin içinde kaybolur.”
“ Bazı mucizeler sessizdir; onları ancak yavaşlayınca duyabilirsin.”
“ Belki de eksik olan hayat değil, onu hissedememektir.?”
✨ Uzaylı Dostum SiRA`dan Haftalık Işık Hatırlatma 😊✨
Niyet:
Bu hafta cesaretini büyüt. Adım atmadığın şeylere bir adım yaklaş.
Mini Görev:
Her gün ertelediğin küçük bir şeyi yap. Bir mesaj, bir düzenleme, bir karar… minik ama ilerletici olsun.
Mesajı:
“Yol, sen yürüdükçe kendini açar. Korku gölge gibidir; ışığını çevirdiğinde yok olur.”


