Hata yaptığınızda kendinize genellikle ne söylüyorsunuz?
“Bunu nasıl yaparsın?”
“Hata yapmak gibi bir lüksün yok.”
“Sen daha bunu bile düzeltemiyorsan ileride kim bilir neler yaşarsın…”
Dikkat ederseniz burada en ağır cümleleri bize başkaları değil, çoğu zaman biz kendimiz kuruyoruz. Çünkü insan bazen yaptığı hatadan çok, o hatadan sonra kendisiyle nasıl konuştuğuyla yıpranır.
Bir şeyi yanlış söylediğimizde, işte bir eksiklik yaptığımızda, çocuğumuza bağırdığımızda, ilişkimizde yanlış bir cümle kurduğumuzda ya da bir kararımız istediğimiz gibi sonuçlanmadığında zihnimiz sadece bugünü yaşamaz. Geçmişte duyduğumuz eleştiriler, yetersizlik hisleri, “daha dikkatli olmalıydın” cümleleri de bir anda bugüne taşınır. Bu yüzden küçücük bir hata bazen insana kocaman bir başarısızlık gibi hissettirir.
Aslında çoğumuz hatanın içinde kalıyoruz. Çözüm aramak yerine kendimizi sorguluyoruz.
“Neden böyle yaptım?”
“Neden hep beni buluyor?”
“Neden ben böyleyim?”
Zihnimiz aynı sahneyi tekrar tekrar oynatmaya başlıyor. O anı defalarca düşünmek sanki bir çözüm sağlayacakmış gibi geliyor ama çoğu zaman yalnızca kaygıyı büyütüyor. İnsan sakinleşemiyor, nefes alamıyormuş gibi hissediyor. Çünkü hata artık sadece bir olay olmaktan çıkıp kişinin kendisini yargıladığı bir alana dönüşüyor. Bu davranış modeli durduk yere oluşmaz. Çocukluk döneminden itibaren nasıl biri olmamız gerektiği bize öğretilir. Doğru-yanlış, saygı, başarı, hata, sorumluluk… Bunların hepsi hayat için gerekli kavramlardır. Fakat bazen büyürken şunu öğrenemeyiz:
“Hata yaptığında kendinle nasıl konuşacaksın?”
Bir çocuk bardağı düşürdüğünde korkuyla anne-babasının yüzüne bakar. Çünkü ilk öğrendiği şey çoğu zaman “hata yaptım” değil, “şimdi bana ne söylenecek?” duygusudur. Yıllar geçer ama o his değişmez. Bu kez bardak yerine iş hayatında bir eksiklik olur, ilişkide yanlış bir karar verilir ya da anne-baba olduğunda kişi kendini yetersiz hisseder. İçindeki o eski ses tekrar konuşmaya başlar.
Özellikle yetişkinlik döneminde insanlar kendilerine karşı çok acımasız olabiliyor. Çünkü artık kimse bize sürekli ne yapmamız gerektiğini söylemez. Hayatı yaşayarak öğreniriz. İlk kez işe gireriz, ilk kez bir ilişki yaşarız, ilk kez bir ayrılık deneyimleriz, ilk kez ebeveyn oluruz. Kimse bunların provasını yapmıyor aslında. Hepimiz hayatı ilk kez deneyimleyerek öğreniyoruz.
Ama buna rağmen kendimizden kusursuz olmamızı bekliyoruz.
Bir anne bazen “Çocuğuma yetemiyor muyum?” diye ağlayabiliyor.
Bir çalışan yaptığı küçük bir hata yüzünden günlerce kendini suçlayabiliyor. Bir insan yanlış bir ilişki seçtiğinde “Ben nasıl bunu göremedim?” diyerek kendine yüklenebiliyor. Oysa hata dediğimiz şey çoğu zaman bilmeden, fark etmeden ya da o anki koşullar içinde yapılan bir davranıştır. İnsan bazen yorgunken, korkuyorken, yetişmeye çalışıyorken yanlış karar verebilir. Bu onu kötü, başarısız ya da yetersiz biri yapmaz. Elbette her hatanın bir sonucu vardır. Bazı hatalar telafi edilir, bazıları insana önemli dersler bırakır. Fakat burada asıl önemli olan şey, hatanın bizi nasıl bir insana dönüştürdüğüdür. Çünkü kişi yaptığı hatadan sonra yalnızca kendini cezalandırıyorsa gelişemez. Ama durup “Bu bana ne öğretti?” diye sorabiliyorsa değişmeye başlar.
Kendinize şu soruyu sormayı deneyin:
Aynı hatayı yapan sevdiğim bir insan olsaydı ona nasıl yaklaşırdım?
Muhtemelen “Sen zaten beceriksizsin” demezsiniz.
“Sakin ol, düzelir” dersiniz.
“İnsan bazen hata yapabilir” dersiniz.
“Buradan ne öğrenebiliriz ona bakalım” dersiniz.
İşte çoğu insanın kendisine vermediği şey tam olarak budur: Anlayış!!!
Kendine anlayış göstermek hatayı normalleştirmek değildir. Kendinizi suçlamadan sorumluluk alabilmektir. Çünkü insan kendine ne kadar saldırırsa saldırsın geçmiş değişmez. Ama kendisiyle daha sağlıklı konuşmayı öğrendiğinde geleceği değişebilir.
Belki de büyümek, hiç hata yapmayan biri olmak değildir.
Hata yaptığında kendini yok etmeden ayağa kalkabilmeyi öğrenmektir.


