"Hayatıma geç kaldım."
"Hayallerimi gerçekleştiremedim."
"Artık zamanı değil, o zaman olması gerekiyordu."
Bu cümleler size tanıdık geliyor mu?
Birçok insan hayatının belli dönemlerinde kendini bu düşüncelerin içinde bulabiliyor. Sanki görünmez bir yarışın içindeymişiz ve birileri bizden daha hızlı koşuyormuş gibi hissediyoruz. Yetişmemiz gereken bir yer varmış, kaçırdığımız bir tren olmuş ve biz peronda tek başımıza kalmışız gibi...
Fakat dikkat ederseniz bu düşüncelerin altında çoğu zaman bir başkasının baskısından çok, kişinin kendisine yüklediği görünmez bir stres vardır. Kendi ellerimizle ördüğümüz bu stres hırkasını giydiğimizde ise hayat daha ağır gelmeye başlar. Kendimize kızarız, istemeden başkalarıyla kıyaslarız, içimizi açıklayamadığımız bir huzursuzluk kaplar.
- Bir arkadaşımızın terfi aldığını görürüz.
- Bir tanıdığımızın evlendiğini duyarız.
- Bir başkasının yıllardır hayalini kurduğu işi kurduğuna şahit oluruz.
Fark etmeden şu sorular zihnimizde dolaşmaya başlar:
"Ben neden aynı yerdeyim?"
"Ben hayatın neresindeyim?"
"Acaba gerçekten geç mi kaldım?"
Oysa çoğu zaman kişiyi yoran şey zamanın geçmiş olması değildir. Atmak istediği adımları sürekli ertelemesidir. Yeni bir işe başvurmak, eğitim almak, şehir değiştirmek, ilişkiyi bitirmek ya da yeni bir başlangıç yapmak...
Bunların her biri sadece bir adım değil, aynı zamanda belirsizliği kabul etmektir. Çünkü denediğimizde istediğimiz sonucu alamama ihtimali de vardır. Tam da bu noktada zihnin ilginç bir çalışma biçimi devreye girer. "Daha başlamadım" düşüncesi, "Başladım ama olmadı" düşüncesine göre daha güvenli hissettirir.
Bu nedenle kişi çoğu zaman ertelemeyi bir tercih gibi yaşasa da aslında farkında olmadan kendini hayal kırıklığından korumaya çalışıyordur. Fakat ertelenen her adımın bir bedeli vardır. Zaman geçtikçe kişi yalnızca yapmak istediklerini değil, kendine olan güvenini de ertelemeye başlar. Sonrasında ise karşısına çıkan her başarı hikayesi kendi eksiklerini hatırlatan bir aynaya dönüşür.
Bazı durumlarda bu hissin kökeninde geçmiş deneyimler de yer alabilir. Zamanında takdir edilmemek, sürekli kıyaslanmak, başarıların yeterince görülmemesi ya da mutluluğun yarım kalması gibi yaşantılar kişide sürekli bir şeyleri kaçırıyormuş hissi oluşturabilir. Bu yüzden bazen sorun bugünkü zaman değil, geçmişten bugüne taşınan yüklerdir.
Toplum içinde sıkça gözlemlediğim bir durum var:
İnsanlar çoğu zaman hayata geç kalmıyor.
Korkularının önünde bekliyor.
Bekledikleri süre uzadıkça bunu "geç kalmışlık" olarak yorumlamaya başlıyorlar.
Belki de kendimize sormamız gereken soru şudur:
Gerçekten geç mi kaldım?
Yoksa uzun zamandır beni durduran korkularla, kaygılarla ve ertelemelerle yüzleşmekten mi kaçıyorum? Çünkü bazen hayatı kaçırdığımızı düşündüğümüz yerde, aslında kaçırdığımız şey zaman değil; kendi adımlarımızdır.


