Bir hukuk devletinde yasalar yalnızca vatandaşları bağlamaz. Devleti yöneten idare de yürürlükteki yasalara uymakla yükümlüdür. Çünkü hukuk düzeninin güvenilirliği, yalnızca kanun çıkarmakla değil, o kanunları istisnasız uygulamakla sağlanır.
Geçtiğimiz günlerde yayımlanan Ombudsman raporu da tam olarak bu ilkeye dikkat çekmektedir.
33/2019 sayılı Kredi Kartı ve Banka Kartı ile Yapılan Perakende Mal ve Hizmet Alımlarına İade Yapılması Yasası, kredi kartı ve banka kartı ile yapılan belirli harcamalara ilişkin iadelerin üç aylık dönemler halinde hak sahiplerine ödenmesini öngörmektedir. Yasanın 8’inci maddesi; bankaların iade tutarını hesaplamasını, Maliye Bakanlığı’nın bu tutarları onaylayarak bankalara aktarmasını ve bankaların da en geç üç iş günü içerisinde iadeleri vatandaşın hesabına yatırmasını açık bir şekilde düzenlemektedir.
Ancak Ombudsman tarafından yürütülen soruşturmada, söz konusu yasal sürecin öngörüldüğü şekilde işletilmediği ve hak sahiplerinin gecikmeler nedeniyle mağdur edildiği tespit edilmiştir.
Raporda yer alan tespitler bununla da sınırlı değildir. 2019 yılında yürürlüğe giren ilk düzenlemede iadelerin aylık yapılması öngörülmesine rağmen bu sistem uzun süre uygulanmamış, 2023 yılında yapılan değişiklikle iadeler üç aylık dönemlere bağlanmış olmasına rağmen uygulamadaki gecikmeler devam etmiştir. Hatta konu 2024 yılında yargıya taşınmış, iadelerin ödenmeye başlanmasının ardından dava geri çekilmiştir.
Burada asıl tartışılması gereken husus, kredi kartı iadelerinin miktarı değildir.
Asıl mesele, yürürlükte bulunan bir yasanın idare tarafından zamanında ve eksiksiz uygulanıp uygulanmadığıdır.
Nitekim 27/2013 sayılı İyi İdare Yasası’nın 5’inci maddesi, idarenin Anayasa’ya, yasalara ve diğer düzenleyici işlemlere uygun hareket etmekle yükümlü olduğunu açıkça hükme bağlamaktadır. Hukuka bağlılık ilkesi, kamu yönetiminin temel taşlarından biridir. İdarenin takdir yetkisi bulunabilir; ancak yürürlükteki bir yasa hükmünü uygulamamak veya geciktirmek bu yetkinin kapsamında değerlendirilemez.
Ombudsman raporunda dikkat çeken bir diğer konu ise vatandaşın yaptığı başvurulara ilişkindir. Başvuru sahibinin dilekçelerinin içeriği doğru hukuki çerçevede değerlendirilmemiş, ayrıca yazılı cevap verilmesi gereken süreçlerde de mevzuatın öngördüğü usule tam olarak uyulmadığı tespit edilmiştir.
Oysa KKTC Anayasası’nın 76’ncı maddesi, herkesin dilekçe verme ve başvurusuna makul süre içerisinde yazılı cevap alma hakkını güvence altına almaktadır. Aynı şekilde 12/2006 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Yasası da idarenin bilgi taleplerini hangi usul ve süreler içerisinde sonuçlandıracağını ayrıntılı biçimde düzenlemektedir.
Vatandaşın devlete olan güveni yalnızca yeni yasalar çıkarılmasıyla oluşmaz. Güven; yürürlükteki yasaların herkese eşit şekilde uygulanmasıyla ve idarenin kendi koyduğu kurallara bağlı kalmasıyla inşa edilir.
Hukuk devletinin gerçek gücü, çıkardığı kanunların sayısıyla değil, o kanunlara önce kendisinin uymasıyla ölçülür.
Çünkü hukuk devletinde en büyük güvence, vatandaşın yasaya uyması kadar devletin de kendi çıkardığı yasaya uymasıdır. Kanun, herkesi bağladığı ölçüde adaleti ve kamu güvenini sağlayabilir.


