BIST 100
14.047,24 -0,32%
DOLAR
47,0378 0,03%
EURO
53,6597 0,21%
GRAM ALTIN
6.091,57 0,74%
FAİZ
41,49 1,37%
GÜMÜŞ GRAM
87,73 0,67%
BITCOIN
62.816,00 1,07%
GBP/TRY
62,9610 0,24%
EUR/USD
1,1408 0,24%
BRENT
86,15 3,42%
ÇEYREK ALTIN
9.959,71 0,74%
lefkosa Açık
lefkosa hava durumu
36 °
  • ANASAYFA
  • Genel
  • Biz Doksanların Çocuklarıydık… Bir Kasetin İçinde Saklı Kalan Koca Bir Hayat

Biz Doksanların Çocuklarıydık… Bir Kasetin İçinde Saklı Kalan Koca Bir Hayat

Bazen bir şarkı duyarız...

Bir alışveriş merkezinde, arabada, radyoda ya da sosyal medyada karşımıza çıkar. O ilk notalar kulaklarımıza değdiği anda zaman durur. Bir anda yıllar öncesine gideriz. Çocukluğumuza, gençliğimize, ilk heyecanlarımıza...

İşte o an anlarız ki aslında yaşlanmamışız.

Sadece yıllar geçmiş.

Çünkü bazı şarkılar insanı yaşlandırmaz, aksine gençliğine geri götürür.

Biz doksanların çocukları bunu çok iyi biliriz.

Bugün teknolojinin tam ortasında yaşıyoruz. Bir telefona dokunarak dünyanın öbür ucuna ulaşabiliyor, istediğimiz şarkıyı saniyeler içinde bulabiliyoruz. Binlerce fotoğraf çekiyor, yüzlerce video izliyoruz. Her şey çok hızlı, çok kolay ve çok ulaşılabilir.

Ama ne gariptir ki o kadar çok şeye sahip olmamıza rağmen bazen geçmişteki küçük mutlulukları özlüyoruz.

Çünkü biz doksanların çocuklarıydık...

Biz beklemeyi bilen son nesildik.

Sevdiğimiz sanatçının yeni albümü çıkacak diye aylarca beklerdik. Albümün çıkacağı tarihi gazetelerden, televizyon programlarından öğrenirdik. Sonra harçlıklarımızı biriktirir, kasetçiye giderdik.

Kasetin jelatinini açmak bile başlı başına bir mutluluktu.

O yeni kasetin kokusunu hatırlayanlar bilir...

Bir albüm satın aldığımızda sadece müzik almıyorduk.

Bir heyecan satın alıyorduk.

Bir hikâye satın alıyorduk.

Bir dönemi satın alıyorduk.

Kasetin kapağındaki fotoğrafları inceler, teşekkür yazılarını okur, şarkı sözlerini ezberlemeye çalışırdık.

Şimdi insanlar bir şarkıyı birkaç saniye dinleyip geçiyor.

Biz ise bir albümü aylarca yaşardık.

Aynı şarkıyı yüzlerce kez dinlerdik.

Ama sıkılmazdık.

Çünkü o şarkılar hayatımıza eşlik ederdi.

İlk aşklarımıza...

İlk ayrılıklarımıza...

İlk hayallerimize...

İlk hayal kırıklıklarımıza...

Doksanların müziği sadece kulağa değil, kalbe de hitap ederdi.

O yıllarda sanatçılar da başkaydı.

Onlar ulaşılmaz yıldızlardı.

Bir sanatçıyı televizyonda görmek büyük olaydı.

Yeni klibi yayınlanacak diye günlerce beklerdik.

Bir müzik programı başladığında evde çıt çıkmazdı.

Ailece ekran başına geçerdik.

Bugün sosyal medya sayesinde sanatçılarla her an iç içeyiz.

Ama o gizem duygusu artık yok.

Belki de bu yüzden hiçbir şey eskisi kadar heyecan vermiyor.

O yılların bir başka güzelliği ise posterlerdi.

Bugünkü gençler belki anlamayacak ama bir müzik dergisinin içinden çıkan poster bizim için servet değerindeydi.

O posterleri büyük bir özenle çıkarırdık.

Yırtılmasın diye dikkat eder, duvarlarımızın en güzel köşesine asardık.

Kimin odasına girseniz hangi sanatçının hayranı olduğunu anlardınız.

Kimimizin duvarında pop yıldızları...

Kimimizin futbolcuları...

Kimimizin sinema oyuncuları vardı.

O posterler sadece bir fotoğraf değildi.

Hayallerimizin duvardaki yansımasıydı.

Doksanlar aynı zamanda sokak demekti.

Bugünün çocukları ekranlara bakarak büyüyor.

Biz ise gökyüzüne bakarak büyüdük.

Mahalleler vardı.

Arkadaşlıklar vardı.

Akşam ezanı okunana kadar süren oyunlar vardı.

Saklambaç vardı.

Yakan top vardı.

Misket vardı.

Bisiklet vardı.

İp atlayan çocuklar vardı.

Kapı önlerinde oturan komşular vardı.

Mahalle kültürü vardı.

Şimdi apartmanda yan dairesinde kimin oturduğunu bilmeyen insanlar var.

O zamanlar ise bütün mahalle birbirini tanırdı.

Bir çocuk ağladığında herkes ilgilenirdi.

Bir evde yemek piştiğinde komşuya da gönderilirdi.

Birinin başına kötü bir şey geldiğinde bütün mahalle seferber olurdu.

Çünkü insanlar birbirlerine gerçekten dokunuyordu.

Bugün teknoloji bizi birbirimize bağladı ama nedense kalplerimizi uzaklaştırdı.

Doksanlarda internet yoktu.

Ama iletişim vardı.

Sosyal medya yoktu.

Ama sosyallik vardı.

Akıllı telefon yoktu.

Ama akıllı sohbetler vardı.

Mesajlaşma uygulamaları yoktu.

Ama uzun telefon konuşmaları vardı.

Birini aramak için ev telefonunu çevirirdik.

Karşısına babası ya da annesi çıkınca heyecandan ne diyeceğimizi şaşırırdık.

Şimdi her şey çok kolay.

Belki de bu yüzden hiçbir şeyin değeri kalmadı.

Çünkü emek verilen şey daha kıymetlidir.

Beklenen şey daha değerlidir.

Özlenen şey daha anlamlıdır.

Doksanların çocukları olarak biz biraz da son romantiklerdik.

Mektup yazmayı bilirdik.

Kartpostal göndermeyi bilirdik.

Bayram sabahlarının heyecanını bilirdik.

Yeni alınan ayakkabının sevincini bilirdik.

Bir kasetin baştan sona dinlenmesinin keyfini bilirdik.

Bir şarkıyı radyodan kaydetmeye çalışmanın sabrını bilirdik.

Kaset sarınca kalemle düzeltmeyi bilirdik.

Hayatı hızlı tüketmeyi değil, yaşamayı bilirdik.

Bugün geriye dönüp baktığımızda aslında özlediğimiz şey sadece doksanlar değil.

Özlediğimiz şey samimiyet.

Özlediğimiz şey gerçeklik.

Özlediğimiz şey birbirimize daha yakın olduğumuz günler.

Belki evlerimiz küçüktü.

Belki imkanlarımız sınırlıydı.

Belki teknolojimiz bugünkü kadar gelişmiş değildi.

Ama kalplerimiz daha genişti.

Mutluluklarımız daha büyüktü.

Kahkahalarımız daha içtendi.

Ve hayat daha yavaştı.

Belki de güzelliği buradaydı.

Biz doksanların çocuklarıydık.

Kasetlerle büyüdük.

Posterlerle hayal kurduk.

Sokaklarda dostluklar biriktirdik.

Radyolarda aşkları öğrendik.

Şarkılarla ağladık.

Şarkılarla güldük.

Ve bugün ne kadar büyümüş olursak olalım...

Bir yerde doksanlardan bir şarkı çaldığında gözlerimiz dalıyorsa...

Bir kaset gördüğümüzde yüzümüzde istemsiz bir tebessüm oluşuyorsa...

Eski bir poster fotoğrafı bile bizi yıllar öncesine götürüyorsa...

Bunun tek bir nedeni var.

Çünkü biz sadece bir dönemde yaşamadık.

Bir ruhu yaşadık.

Ve o ruhun adı...

DOKSANLARDI...

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?