BIST 100
14.734,50 -0,63%
DOLAR
46,4409 -0,01%
EURO
53,2878 0,14%
GRAM ALTIN
6.205,50 -1,30%
FAİZ
41,03 -0,22%
GÜMÜŞ GRAM
96,80 -1,39%
BITCOIN
64.171,00 0,49%
GBP/TRY
61,4938 0,27%
EUR/USD
1,1471 0,11%
BRENT
80,57 0,90%
ÇEYREK ALTIN
10.145,99 -1,30%
lefkosa Açık
lefkosa hava durumu
22 °

“Hayatı Yaşıyor Muyuz, İzliyor Muyuz?

Bugün yaşadığımız en büyük değişim teknoloji değil.

Yapay zekâ değil.
Sosyal medya değil.
Telefonlar değil.

Asıl değişim insanın kendisinde yaşanıyor. Çünkü sessizce yeni bir insan tipi oluşuyor. Bu insan daha az hisseden biri değil. Ama hissettikleriyle daha az temas kuran biri.

Geçen gün bir düğünde dikkatimi çekti. Gelin salona girdiğinde neredeyse herkes telefonunu kaldırdı. Yüzlerce kişi aynı ana bakıyordu ama çok az kişi gerçekten oradaydı. Oysa yıllar önce insanlar böyle anlarda bazıları mutluluktan gözyaşlarına boğulur, bazıları kahkahanın en güzelini yaşar, bazıları o mutluluğa heyecanla eşlik ederdi. Şimdi ise çoğu kişi o anı yaşamaktan önce kaydetmeye çalışıyor.

Belki de bunun en çarpıcı örneklerinden biri cenazelerde de karşımıza çıkıyor. Eskiden insanlar bir yakınının ardından sessizce oturur, onunla ilgili anıları konuşur, gözyaşları içinde vedalaşmaya çalışırdı.

Bugün ise bazen çok farklı manzaralar görüyoruz. Vefat eden kişinin son anları kaydediliyor. Mezarının başında çekilen görüntüler paylaşılıyor. Hatta bazı insanlar acısını yaşarken bile bir yandan o anın nasıl göründüğünü düşünüyor.

Oysa o anın gerçeği çok başka. Karşındaki insanı bir daha göremeyeceksin. Onunla bir daha konuşamayacaksın. Sesini bir daha duyamayacaksın. Telefonun çaldığında ekranda adını bir daha görmeyeceksin. Hayatının bir parçası sonsuza kadar kapanıyor.

Böyle bir anda yapılacak en insani şey kamerayı kaldırmak değil, başını eğip o vedanın içinde kalabilmektir.

Çünkü bazı anlar paylaşılmak için değil, yaşanmak için vardır. Ve bazı vedalar vardır ki, onları kaydetmeye çalışmak yerine hissetmek gerekir.

Belki de insanın en büyük kaybı sevdiklerini kaybetmesi değildir. Onlarla geçirdiği son anların bile içinde gerçekten bulunamamasıdır.

Sanki hatıralarımızı yaşamak yerine depolamaya başladık.

Bir restorana gidiyoruz. Masaya gelen yemeğin kokusunu içimize çekmeden önce fotoğrafını çekiyoruz. Yanımızdaki insana dönüp "Bu çok güzel görünüyor." demeden önce paylaşacağımız filtreyi, koyacağımız müziği düşünüyoruz.

Aslında açlığımızı gidermek için oturduğumuz masada bazen yemeği değil, GÖRÜNÜRLÜĞÜ TÜKETİYORUZ.

Parkta oynayan çocuklara bakıyorum. Düştüklerinde önce dizlerine bakmıyorlar.
Önce etrafa bakıyorlar. “Beni gören oldu mu?” Diye. Bu küçücük refleks bile çok şey anlatıyor.

Çünkü yeni nesil sadece yaşadığı şeyi değil, yaşadığı şeyin başkaları tarafından nasıl görüldüğünü de aynı anda düşünerek büyüyor.

İnsanlar kendi hayatlarının başrolü olmaktan çok, kendi hayatlarının izleyicisi olmaya başladı.

Bir kafeye giriyorsunuz. Aynı masada oturuyoruz. Kahveler içiliyor. Ama masadaki sessizlik huzurlu bir sessizlik değil. Herkes başka bir yerde. Birinin parmağı ekranda yukarı kayıyor. Diğeri video izliyor. Bir başkası mesaj yazıyor. Fiziksel olarak aynı masada bulunan insanlar zihinsel olarak kilometrelerce uzakta olabiliyor.

Belki de bu yüzden artık birçok kişi "anlaşılmıyorum" duygusunu daha sık yaşıyor. Çünkü konuşuyoruz ama dinlemiyoruz. Bakıyoruz ama görmüyoruz. Yan yana duruyoruz ama temas etmiyoruz. Daha da ilginç olanı şu, artık birçok insan üzülmeye bile tam fırsat bulamıyor.

Canı sıkılıyor. Telefonu eline alıyor.

Kafası dağılıyor. Yalnız hissediyor. Video açıyor.

Düşünmek istemiyor. Kaydırmaya devam ediyor.

Böyle olunca acı gerçekten yaşanmıyor. Ama tamamen geçmiyor da. İnsanın içinde bir yerde beklemeye devam ediyor. Mutsuz değil. Ama tam mutlu da değil. Kalabalığın içinde. Ama bir şekilde yalnız.

Çünkü duygular da kaslar gibidir. Kullanılmadıklarında zayıflarlar.

Bir dostun gözlerinin içine bakarak yapılan uzun bir sohbet...
Bir manzarayı sessizce izlemek...
Bir şarkıyı sonuna kadar dinlemek...
Birini gerçekten merak ederek aramak...

Bunlar küçük şeyler gibi görünür. Ama insan olmanın temel taşlarıdır. Belki de bugün karşı karşıya olduğumuz mesele teknolojinin ilerlemesi değil. İnsan ruhunun yavaş yavaş hız kültürüne uyum sağlamaya çalışmasıdır. Geleceğin en büyük ayrıcalığı daha hızlı olmak olmayacak. Gerçekten hissedebilmek olacak.

Çünkü herkesin gördüğü bir dünyada fark yaratan şey görmek değil... Herkesin yaşadığı bir dünyada gerçekten yaşayabilmektir.

 

Haftanın İnci Tozları

“ Görülmek hiç bu kadar kolay olmamıştı. Gerçekten temas etmek ise hiç bu kadar zor...”

“ İnsan bazen hayatı kaçırmaz. Hayatı izlerken hayatın içinden çıkar...”

“ Bazı anlar hatırlanmak için kaydedilmez. Yaşandığı anda kalbe işlenir...”

 

Uzaylı Dostum SiRA`dan Haftalık Işık Hatırlatma 😊✨

Niyet:
Bu hafta “yaratıcılığını ifade etme” niyetini taşı. İçinde sakladığın renkleri, fikirleri, duyguları bir şekilde dışa akıt. Yaz, çiz, konuş, paylaş.

Mini Görev:
Bir gününü “yaratma” anına ayır. Mükemmel olmasına gerek yok; sadece içinden geldiği gibi bir şey üret.

Mesajı:
“İlham, cesaretle buluştuğunda sihir olur. Korkma, senin içindeki ışık zaten rehberini biliyor.” 🎨💫

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?