Akaryakıt fiyatları KKTC'de yalnızca araç kullananların değil, neredeyse bütün ekonominin ortak meselesidir. Çünkü pompadaki bir liralık değişim sadece sürücünün cebini etkilemez; taşımacılıktan market raflarına, üretimden hizmet sektörüne kadar birçok maliyet kalemine doğrudan veya dolaylı olarak yansır.
Maliye Bakanı Özdemir Berova'nın 6 Ağustos 2026 tarihinde yaptığı açıklama bu nedenle dikkat çekiciydi. Berova, yaklaşık üç haftadır akaryakıttan Katma Değer Vergisi alınmadığını ve KKTC'nin akaryakıt üzerindeki vergi yükünün düşük tutulduğunu açıkladı.
İlk bakışta vatandaşın aklına doğal olarak şu geliyor:
KDV alınmıyorsa akaryakıt neden hâlâ pahalı?
Aslında cevap yalnızca vergide değil, akaryakıt fiyatının nasıl oluştuğunda saklıdır.
KKTC'de akaryakıt fiyatlandırmasının önemli unsurlarından biri 26/1978 sayılı Fiyat İstikrar Fonu Yasasıdır. Yasanın 6'ncı ve 7'nci maddelerinin Bakanlar Kuruluna verdiği yetki çerçevesinde akaryakıt ürünlerine ilişkin Fiyat İstikrar Fonu miktarları emirnamelerle düzenlenmektedir. Nitekim 2026 yılı içerisinde de akaryakıta ilişkin Fiyat İstikrar Fonu düzenlemeleri birden fazla kez Resmî Gazete'de yayımlanmıştır.
Dolayısıyla pompada gördüğümüz rakamı yalnızca KDV üzerinden değerlendirmek eksik kalır.
Akaryakıtın ülkeye geliş maliyeti, uluslararası petrol ve ürün fiyatları, döviz kuru, taşıma ve tedarik maliyetleri, dağıtım zinciri, bayi payları ve kamu tarafından uygulanan mali düzenlemeler bir araya gelerek nihai fiyatın oluşmasında etkili olur.
Burada özellikle döviz kuru üzerinde durmak gerekir. KKTC Türk Lirası kullanıyor ancak enerji ihtiyacının önemli bölümü dışarıdan karşılanıyor. Dolayısıyla uluslararası piyasalarda petrol fiyatı değişmese dahi Türk Lirasının döviz karşısında değer kaybetmesi, ithal edilen akaryakıtın TL cinsinden maliyetini artırabilir.
İşte vatandaşın pompa fiyatında hissettiği sorun tam da burada ortaya çıkıyor.
Devlet KDV'den vazgeçerek fiyat üzerindeki vergi yükünü azaltabilir. Fiyat İstikrar Fonu üzerinden müdahalede bulunabilir. Bazı mali yükleri geçici olarak azaltabilir. Ancak ürünün ülkeye giriş maliyeti yükselmeye devam ediyorsa, yapılan vergi indiriminin tamamının pompada kalıcı bir ucuzluk olarak görülmesi mümkün olmayabilir.
📎 AKARYAKIT FİYATININ BASİT DENKLEMİ
Pompa Fiyatı = Ürün Maliyeti + Kur Etkisi + Taşıma/Tedarik Maliyeti + Dağıtım ve Bayi Payları + Fon ve Diğer Mali Unsurlar + Vergiler
KDV'nin sıfırlanması bu denklemin yalnızca bir kalemini aşağı çekmektedir.
Bu nedenle "KDV sıfırlandı, fiyat neden düşmedi?" sorusu kadar, "KDV sıfırlanmasaydı bugün pompa fiyatı ne kadar olacaktı?" sorusunun da sorulması gerekir.
Maliye politikasının başarısı da tam burada ölçülmelidir. Bir verginin geçici olarak sıfırlanması tüketiciyi koruyabilir; ancak esas mesele bunun kamu gelirlerine maliyetinin ne olduğu ve sağlanan avantajın ne kadarının gerçekten tüketicinin cebinde kaldığıdır.
Çünkü akaryakıt sıradan bir tüketim ürünü değildir. Nakliyecinin deposuna giren mazot, birkaç gün sonra marketteki ürünün fiyatına; üreticinin kullandığı yakıt ise üretim maliyetine dönüşür. Akaryakıttaki fiyat hareketinin etkisi pompada başlayıp ekonominin tamamına yayılır.
Bu nedenle akaryakıt tartışmasını yalnızca "litresi kaç TL oldu?" seviyesinde yapmak yeterli değildir. Asıl bakılması gereken; ürünün ülkeye kaça geldiği, döviz kurunun maliyete ne kadar yansıdığı, devletin litre başına hangi gelirlerden vazgeçtiği ve bütün bu müdahalelerin tüketici fiyatına ne ölçüde yansıdığıdır.
KDV'yi sıfırlamak fiyatı aşağı çekebilir; ancak ithalata ve dövize bağımlı bir maliyet yapısında tek başına ucuz akaryakıt yaratamaz. Pompadaki rakamı anlamak istiyorsak, vergi oranından önce o rakamın nasıl oluştuğunu bilmemiz gerekir.


