Kurban Bayramı yaklaşıyor… Şehirlerde yine o tanıdık telaş başladı. Otobüs terminalleri dolu, havaalanlarında uzun kuyruklar var, marketlerde alışveriş arabaları taşıyor, telefonlarda “Bayram planı ne?” soruları dönüp duruyor. Sosyal medya ise çoktan hazır: kombinler seçildi, tatil rotaları çizildi, paylaşılacak aile fotoğrafları planlandı bile.
Ama bütün bu kalabalığın ortasında insanın aklına tek bir soru geliyor:
Biz gerçekten bayramı mı yaşıyoruz, yoksa sadece birkaç günlük bir tatili mi?
Çünkü eskiden bayram başka bir şeydi…
Bayram yaklaşınca evlerde hummalı bir hazırlık başlardı. Anneler günler öncesinden baklava açar, misafir odaları temizlenir, çocuklara “Bayramlıklarını kirletme!” diye tembih edilirdi. Mahalle bambaşka kokardı. Her evden kavurma, kolonya ve şeker kokusu yükselirdi. Çocukların tek derdi ise sabah erkenden kalkıp harçlık toplamak olurdu.
Şimdi çocukların çoğu bayram sabahı erkenden uyanmıyor bile. Çünkü heyecan azaldı. Teknoloji büyüdü ama duygular biraz küçüldü sanki. Eskiden bayram ziyaretlerinde saatlerce sohbet edilirdi; şimdi herkes telefonuna bakıyor. Aynı sofrada oturan insanlar bile birbirinden uzak.
İşin en ilginç tarafı ise şu:
Herkes “Eski bayramlar daha güzeldi” diyor ama kimse o eski bayramların insanı olmaya pek yanaşmıyor.
Eskiden kapılar kilitlenmezdi.
Şimdi insanlar komşusunu tanımıyor.
Eskiden bayram sabahı ilk iş büyüklerin eli öpülürdü.
Şimdi mesaj kopyalayıp toplu gönderiyoruz.
Eskiden bayram sofraları paylaşmak içindi.
Şimdi biraz gösteriş, biraz sosyal medya dekoru oldu.
Belki de bu yüzden insanlar kalabalıkların içinde bile eksik bir şey hissediyor. Çünkü bayramın ruhu sadece yeni kıyafetlerde, tatilde ya da büyük sofralarda değil; samimiyette saklıydı.
Yine de bütün bunlara rağmen bayram hâlâ mucize gibi bir şey…
Çünkü yılda birkaç günlüğüne de olsa insanlar yavaşlıyor. Küs kardeşler birbirini arıyor, uzun süredir gidilmeyen anne baba evlerinin kapısı çalınıyor. Çocuklar yeniden aile olmanın ne demek olduğunu görüyor. Bir sofranın etrafında toplanmanın aslında ne kadar kıymetli olduğu yeniden anlaşılıyor.
Ve kabul edelim…
Bayram sofraları bu ülkenin en samimi sahnesi.
O sofralarda siyaset de konuşulur, futbol da…
Kimin ne kadar kilo aldığı da gündeme gelir, hangi akrabanın neden hâlâ evlenmediği de…
Bir yandan çay demlenir, bir yandan eski anılar anlatılır. Herkes aynı anda konuşur ama kimse bu kalabalıktan rahatsız olmaz. Çünkü orada aidiyet vardır.
Bir de bayramın görünmeyen kahramanları vardır…
Sessizce ihtiyaç sahiplerinin kapısını çalanlar…
Çocuk sevinsin diye harçlığını artıran dedeler…
Kurban etini önce yoksula ulaştıran insanlar…
İşte bayramın gerçek ruhu tam da burada başlıyor.
Bugün dünya çok hızlı değişiyor. İnsanlar artık daha lüks hayatlar yaşıyor olabilir ama daha mutlu olup olmadığımız tartışılır. Çünkü modern hayat bize konfor verdi ama huzuru tam veremedi. Herkesin evi büyüdü belki ama aile sofraları küçüldü. Takipçi sayıları arttı ama dostluklar azaldı.
Bayram ise bütün bu karmaşanın içinde küçük ama çok güçlü bir hatırlatma:
“İnsan insanla güzeldir.”
Belki bu bayram mükemmel olmayacak.
Belki herkes bir araya gelemeyecek.
Belki bazı sandalyeler boş kalacak…
Ama yine de bir telefon açmak, bir gönül almak, bir çocuğu sevindirmek hâlâ mümkün.
Çünkü bayram dediğimiz şey aslında biraz da vicdan meselesi…
Biraz hatırlamak…
Biraz affetmek…
Biraz sarılmak…
Ve belki de en çok, kalabalık hayatların içinde kaybettiğimiz o sıcaklığı yeniden aramak…
Tüm İslam âleminin Kurban Bayramı mübarek olsun.
Bayram; kırgınlıkların bittiği, sofraların bereketlendiği, insanların birbirine yeniden “biz” olmayı hatırlattığı günlere dönüşsün.


