Ekonomide bazı rakamlar vardır; sadece bir tabloyu değil, bir dönemin hikâyesini anlatır.
KKTC’de açıklanan yeni asgari ücret de böyle bir rakamdır.
Net 61 bin 677 TL, brüt 70 bin 893 TL olarak belirlenen yeni asgari ücret, binlerce çalışanın günlük hayatını doğrudan etkileyecek önemli bir değişikliktir.
Fakat asgari ücrete yalnızca "maaş artışı" olarak bakmak, büyük resmi görmemek olur.
Çünkü asgari ücret, bir çalışanın cebine giren rakamdan çok daha fazlasıdır.
Bu rakamın arkasında bir ailenin geçim hesabı, bir işletmenin maliyet planı, bir işverenin istihdam kararı ve devletin sosyal politika yaklaşımı vardır.
Bugün bir çalışan açısından en önemli soru şudur:
"Yeni ücret, hayat pahalılığı karşısında yaşam standardımı ne kadar koruyacak?"
Çünkü ekonomik gerçek şudur; rakamlar büyüyebilir ancak önemli olan o rakamların vatandaşın hayatına nasıl yansıdığıdır.
Bir ücret artışının gerçek değeri, markette, kirada, faturada ve günlük yaşamın içinde kendisini gösterir.
Ancak diğer tarafta ekonominin bir başka gerçeği daha vardır.
İşletmeler…
Çünkü çalışanların gelir seviyesinin yükselmesi kadar, işletmelerin de ayakta kalabilmesi önemlidir.
Üretim yapan, istihdam sağlayan ve ekonomiye katkı koyan işletmelerin artan maliyetler karşısında desteklenmesi, aslında çalışanların geleceği açısından da önem taşımaktadır.
Tam da bu nedenle yeni asgari ücret düzenlemesiyle birlikte açıklanan işveren destek paketi dikkat çekmektedir.
1 Ağustos itibarıyla yürürlüğe girmesi planlanan yeni paket kapsamında prim ve istihdam desteklerinin aylık yaklaşık 270 milyon TL seviyesinden 350 milyon TL seviyesine çıkarılması ve yaklaşık 80 bin çalışanın bu desteklerden yararlanması hedeflenmektedir.
Kadın çalışanlar için sosyal güvenlik prim desteğinin yüzde 100’e çıkarılması, erkek çalışanlar için desteğin yüzde 80 seviyesine yükseltilmesi, ilk kez sigortalı çalışacak KKTC vatandaşları için sağlanan maaş desteğinin 20 bin TL’den 35 bin TL’ye çıkarılması; çalışma hayatında yeni bir denge oluşturma çabasının göstergesidir.
Buradaki temel mesele şudur:
Çalışanı korurken, istihdamı nasıl koruyacağız?
Çünkü güçlü bir ekonomi yalnızca yüksek maaşlarla değil; o maaşları ödeyebilen güçlü işletmelerle mümkündür.
Bu noktada devlet desteklerinin amacı sadece işverenin maliyetini azaltmak olmamalıdır. Asıl hedef; kayıtlı istihdamı artırmak, üretimi desteklemek ve ekonomik sürdürülebilirliği sağlamaktır.
Özellikle üretim ve imalat sanayi, tarım ve hayvancılık ile otelcilik gibi stratejik sektörlere yönelik destekler, ekonominin sadece tüketen değil, üreten bir yapıya kavuşması açısından önemlidir.
Diğer taraftan engelli bireylerin özel sektörde istihdam edilmesine yönelik destekler de sosyal devlet anlayışının önemli bir parçasıdır.
Çünkü çalışma hayatı sadece gelir elde etme alanı değildir. Aynı zamanda bireyin topluma katılımının ve ekonomik bağımsızlığının en önemli yollarından biridir.
Hukuki açıdan bakıldığında da asgari ücret belirleme süreci, 22/1975 sayılı Asgari Ücretler Yasası kapsamında yürütülen ve çalışma hayatının temel dengelerini belirleyen önemli bir mekanizmadır.
Sonuç olarak;
61 bin 677 TL’lik yeni asgari ücret, tek başına değerlendirilmemesi gereken bir rakamdır.
Bu rakamın bir tarafında çalışanların yaşam mücadelesi, diğer tarafında işletmelerin sürdürülebilirlik mücadelesi bulunmaktadır.
Ekonomide gerçek başarı; bir tarafı güçlendirirken diğer tarafı zayıflatmak değil, çalışanı da işvereni de aynı hedef doğrultusunda güçlendirebilmektir.
Çünkü unutulmamalıdır ki;
Çalışanın kazandığı, işletmenin yaşadığı ve üretimin büyüdüğü bir ekonomi; toplumun tamamının kazandığı ekonomidir.


