BIST 100
14.058,51 -0,11%
DOLAR
44,7109 0,05%
EURO
52,6014 0,07%
GRAM ALTIN
6.853,56 0,58%
FAİZ
40,71 0,00%
GÜMÜŞ GRAM
109,65 0,91%
BITCOIN
74.434,00 1,68%
GBP/TRY
60,4208 0,06%
EUR/USD
1,1760 0,01%
BRENT
98,01 -1,31%
ÇEYREK ALTIN
11.205,58 0,58%
lefkosa Az Bulutlu
lefkosa hava durumu
7 °

Aldatılma Sonrası Neden Kendimizi Suçlarız?

Aldatıldığında canını yakan şey sadece ihanet değildir; kendine sormaya başladığın sorulardır.

Aldatılma sonrası yaşanan ihanet, beyin tarafından bir travma olarak işlenir. Bu süreçte zihin, yaşananları sürekli bir tehdit olarak algılar ve kişiyi tetikte tutmaya çalışır. Bu yüzden yoğun düşünceler, öfke patlamaları, kaygı, huzursuzluk ve uyku problemleri ortaya çıkar. Aslında tüm bu belirtiler, zihnin sizi koruma çabasıdır.

Zihin sürekli alarm halindeyken, günlük hayatta bile olası bir tehlikeyi önceden fark edebilmek adına savunmada kalır. Bu durum çoğu zaman kontrol etme ihtiyacı olarak karşımıza çıkar. Sık sık aramak, mesaj atmak ya da sosyal medya hesaplarını kontrol etmek bu sürecin en yaygın yansımalarıdır. Hatta bazen kişi, partnerinin rutin hayatına devam ettiği anlarda bile olumsuz senaryolar üretir ve karşı tarafı bu senaryolar üzerinden kontrol etmeye çalışır.

 

Aldatılma travması, hayatımıza çoğu zaman “mikro travma” olarak eşlik eder. Etkisi yavaş ilerler ama uzun sürer. Bu nedenle kişinin yaşadığı duyguları fark etmesi, süreci kabullenmesi ve kendisi için harekete geçmesi zaman alabilir. Kabullenme sürecinde en sık görülen aşamalardan biri kendini suçlamaktır:

“Yetersiz miyim?”, “Çirkin miyim?”, “Evime ya da çocuğuma iyi bakamadım mı?”, “Partner olarak sorumluluklarımı yerine getiremedim mi?”

 

Bu sorular aslında zihnin anlam arayışıdır. Çünkü zihin, anlamlandıramadığı olayların içinde kalmakta zorlanır ve sürekli bir açıklama bulmaya çalışır. Bu süreçte bir diğer yaygın düşünce ise “Neden benim başıma geldi?” sorusudur. Bu alandan çıkmak zaman alabilir ve büyük ölçüde kişinin kendisiyle kurduğu bağla ilişkilidir.

Unutulmaması gereken en önemli nokta şudur: Zihin yaşadığı her olayı bir bilgi olarak kaydeder ve işlemek zorundadır. Eğer bu bilgi olumsuzsa ve duygusal dengeyi sarsıyorsa, düşünce ve duygu dünyasında geçici bir karmaşa yaşanması oldukça doğaldır. Bu yüzden “Ben normalde böyle değildim” ya da “Kendimi tanıyamıyorum” demek, sürecin bir parçasıdır.

 

Kontrol etme ve takip etme davranışları ise bilinçaltının oluşturduğu senaryolar doğrultusunda gelişir. Amaç sizi korumaktır; her ne kadar yıpratıcı olsa da. Hayatın gerçeği şudur: İnsan, yaşamı boyunca olumsuz deneyimlerle karşılaşabilir. Önemli olan, bu deneyimlerin içinde kendimizi seçebilmektir. Kişi kendini seçmediğinde, yaşadığı olayların içinde savruluyormuş gibi hissedebilir. İlişkiler başlar ve biter. Bazen insanlar birbirlerinin hayatındaki yerlerini tamamladıklarında yollar ayrılır. Her ayrılık sağlıklı ya da güzel şekilde sonlanmayabilir. Ancak bir ilişkinin bittiğini gerçekten kabul edebildiğimizde, süreç farklı bir yöne evrilmeye başlar.

 

Kendini seçmek; yaşanan bir ilişkinin ardından hemen yeni bir ilişkiye yönelmek değildir. Çünkü içimizde açılan yaranın merhemi bir başkası olamaz. Bu hata yapıldığında ya yeni yaralar açılır ya da kişi geçmişin izlerini yeni ilişkisine taşır; mesafeli, korkulu ve geri planda bir duruş sergiler.

Bir başkasının açtığı yarada sizin suçunuz olmayabilir. Ama o yarayı iyileştirmek sizin sorumluluğunuzdur. Tıpkı çocukken düştüğümüzde yaramızı temizlemek zorunda olduğumuz gibi…

İnsan hayatı boyunca birden fazla kez yeniden çiçek açabilir. Ama hangi hâlinle açacağın, o kırılmadan sonra kendini seçip seçmediğine bağlıdır.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?