İnsan ilişkilerinde en çok zorlandığımız yerlerden biri, karşımızdaki insanı kırmadan kendimizi korumaya çalışmaktır. Özellikle değer verdiğimiz, hayatımızda önemli bir yeri olan insanlara karşı daha anlayışlı, daha sabırlı ve daha toleranslı davranabiliriz. Fakat bir noktadan sonra bu anlayış, ilişkinin içinde yalnızca bir tarafın sınırlarının gözetildiği bir düzene dönüşebilir.
Karşınızdaki insan size istediği gibi konuşur, sizin özel hayatınız hakkında yorum yapar, seçimlerinizi sorgular, duygularınızı küçümser ya da hiç düşünmeden kırıcı sözler söyleyebilir. Siz ise ilişki bozulmasın diye susarsınız. Çünkü onu önemsiyorsunuzdur. Belki hayatınızda uzun yıllardır vardır, belki zor dönemlerinde yanında olmuşsunuzdur, belki de size yaptığı iyilikleri unutmak istemiyorsunuzdur.
Fakat aynı özgürlüğü siz kullandığınızda işler değişir. Sizin bir cümleniz hemen yanlış anlaşılabilir. Bir eleştiriniz saygısızlık olarak görülebilir. Bir sınırınız kırgınlık yaratabilir. Hatta size yapılan bir davranışın aynısını karşı tarafa gösterdiğinizde, "Ben sana öyle bir şey yapmadım ki" diyerek yaşananı bambaşka bir yere taşıyabilir.
İşte burada insanın kendisine sorması gereken önemli bir soru vardır:
“Bu ilişkide kurallar gerçekten iki taraf için de aynı mı?”
Çünkü sağlıklı bir ilişkide yalnızca bir kişinin konuşma, eleştirme, hesap sorma ya da sınır aşma hakkı yoktur. Karşılıklı bir alan vardır. Bir tarafın kendisine yapılmasını istemediği şeyi diğerine rahatlıkla yapması ve karşılığında aynı davranışla karşılaşınca bunu kabul etmemesi, zamanla ilişkinin dengesini bozar. Üstelik bu dengesizlik her zaman sert davranışlarla ortaya çıkmaz. Bazen iyiliklerin arkasına saklanır.
Bir insan size yardım eder, zor zamanınızda yanınızda olur, sizin için bir şeyler yapar. Bunların hepsi elbette kıymetlidir. Fakat yapılan iyilikler daha sonra sizin üzerinizde bir hak gibi kullanılmaya başladığında, iyiliğin anlamı değişir.
"Ben senin için bunları yaptım."
"Ben senin yanında oldum."
"Senin için ne kadar uğraştım."
Bu cümleler, bir süre sonra sizin düşüncelerinizi söylemenizi engelleyen bir borç duygusuna dönüşebilir. Sanki size yapılan her iyiliğin karşılığında susmanız, alttan almanız veya her davranışı kabul etmeniz gerekiyormuş gibi hissedebilirsiniz.
Oysa iyilik, karşılığında itaat bekleniyorsa artık yalnızca iyilik olarak kalmaz. Birinin size destek olmuş olması, onun her söylediğini kabul etmeniz gerektiği anlamına gelmez. Sizi sevmiş olması, size istediği gibi davranabileceği anlamına gelmez. Hayatınızda önemli bir yere sahip olması, sınırlarınızın ortadan kalkması anlamına gelmez.
Bunu fark etmek özellikle empati kurmaya alışmış insanlar için kolay değildir. Çünkü karşı tarafın duygularını anlamaya çalışırken kendi duygularını ikinci plana atabilirler. "Şimdi bunu söylersem kırılır", "Bunu yaparsam ayıp olur", "Onca şey yaşadık, şimdi böyle davranamam" düşünceleri kişinin kendi sınırlarını korumasını zorlaştırabilir.
Bir süre sonra kişi yalnızca karşısındaki insanın tepkisini değil, kendi tepkisini de kontrol etmeye başlar.
Ne söylesem sorun olur?
Nasıl söylesem yanlış anlaşılmaz?
Bunu söylersem bana kızar mı?
Böyle düşünüyorsam haksız olan ben miyim?
İşte bu noktada insanın kendi duygularından şüphe etmeye başlaması, ilişkinin kişide yarattığı psikolojik yükün önemli bir göstergesi olabilir. Çünkü sürekli karşı tarafı düşünerek yaşamak, bir süre sonra kendi hayatınızda ne istediğinizi duymayı zorlaştırır.
Oysa iyi olmak, herkesi memnun etmek değildir. Anlayışlı olmak, her davranışı kabul etmek değildir. Empati kurmak, kendi sınırlarını yok saymak değildir. Bir insanı çok sevmeniz ya da çok değer vermeniz, onun hayatındaki bütün karmaşanın içinde kalmanız gerektiği anlamına gelmez. Karşınızdaki insanın öfkesi, hırsı, kendini kanıtlama ihtiyacı, sürekli haklı olma isteği ya da görünür olma çabası onun hayatına ait olabilir. Bunları anlamaya çalışabilirsiniz. Fakat onun duygularını düzenlemek, hayatını düzene sokmak ya da kendi huzurunuzdan vazgeçerek onu memnun etmek sizin sorumluluğunuz değildir.
Bazen uzaklaşmak istediğimizde suçluluk duymamızın nedeni sevgimizin fazla olması değil, yıllardır kendi ihtiyaçlarımızı ikinci plana koymaya alışmış olmamızdır.
Bu nedenle kendinize küçük bir soru sorabilirsiniz:
"Ben bu insanı kırmamak için nelerden vazgeçiyorum?"
Ardından ikinci soruyu sorun:
"Karşı tarafın bana yaptıklarını ben ona yaptığımda aynı anlayışı görebiliyor muyum?"
Cevaplar ilişkinin içindeki denge hakkında size önemli bir şey söyleyebilir.
Bir kağıda da iki başlık yazabilirsiniz: "Benim sorumluluğum" ve "Benim sorumluluğum olmayanlar."
Kendi duygularınız, davranışlarınız, sınırlarınız ve seçimleriniz ilk tarafta yer alırken; karşınızdaki insanın öfkesi, beklentileri, hayatındaki karmaşa ve sizin kontrolünüzde olmayan kararları diğer tarafta kalabilir. Bu ayrımı yapabilmek, suçluluk duygusunu tamamen ortadan kaldırmasa bile nerede durmanız gerektiğini daha net görmenize yardımcı olabilir.
Çünkü bazı ilişkilerde ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla sabretmek değil, kendimize daha fazla alan açmaktır. Sınır koyduğunuzda karşınızdaki insanın hoşuna gitmeyebilir. Sizi bencil, nankör ya da değişmiş olmakla suçlayabilir. Fakat bir insanın sizin sınırınızdan rahatsız olması, o sınırın yanlış olduğu anlamına gelmez.
Kendi sınırlarını fark etmek ve korumak bazen insanın tek başına kolaylıkla yapabildiği bir şey değildir. Özellikle uzun süredir benzer ilişkilerin içinde kendini geri plana atan kişiler için psikolojik destek, yalnızca yaşanan sorunu anlatmak değil, kişinin kendi ihtiyaçlarını, suçluluk duygusunu ve ilişki kurma biçimini anlaması açısından da önemli bir alan olabilir. Hayatımızdaki insanları her zaman değiştiremeyiz. Fakat onların davranışlarının bizim hayatımızda ne kadar yer kaplayacağını fark edebiliriz.
“İyi bir insan olmak için kendinizi sürekli susturmanız gerekmiyor.”
Çünkü başkalarına gösterdiğiniz anlayışın içinde kendinize de bir yer açmadığınızda, bir süre sonra iyi olmakla kendinizden vazgeçmek arasındaki çizgi kaybolabilir.
Belki de kendimize hatırlatmamız gereken en önemli şey şudur:
“Birini sevebilir, ona değer verebilir ve yine de size nasıl davranılmasına izin vereceğinizi seçebilirsiniz.”


