Bir arkadaşınıza yaşadığınız bir sorunu anlatıyorsunuz. Daha cümlenizi tamamlamadan size ne yapmanız gerektiği söyleniyor. Siz henüz kararınızı vermemişken birileri sizin yerinize karar veriyor. Bir konuda zorlandığınızı söylediğinizde, “Sen uğraşma, ben hallederim.” deniliyor.
İlk anda bunların hepsi ilgi gibi görünebilir. Hatta insan kendisine yardım edildiğini düşünüp memnun bile olabilir. Fakat bu durum sürekli tekrarlandığında insanın içinde başka bir duygu oluşmaya başlayabilir. Bir süre sonra kendi fikrinizi söylemek yerine karşınızdakinin ne düşüneceğini düşünürsünüz. Ne istediğinizi anlatmak yerine sizin için neyin uygun görüldüğünü dinlersiniz. Kendi başınıza yapabileceğiniz bir şey için bile birinin devreye girmesini beklersiniz.
Sonra bir gün kendinize şu soruyu sorabilirsiniz:
“Ben gerçekten bunları yapamıyor muyum?”
İşte iyi niyetle başlayan bazı davranışların psikolojik olarak düşündürdüğü yer tam da burasıdır. Çünkü yardım etmek ile bir insanın hayatına onun adına yön vermek arasında önemli bir fark vardır. Karşımızdaki insanın iyiliğini istemek, onun neye ihtiyacı olduğunu onun yerine belirleme hakkı vermez.
Üstelik bunu yapan kişi çoğu zaman kendisini müdahale eden biri olarak görmez. O da kendi açısından yardım etmektedir. “Seni düşündüğüm için yaptım.” der. “Senin iyiliğin için yaptım.” der. “Sen uğraşma, ben hallederim.” der.
Fakat iyi niyetli bir yardımın gerçekten yardım olabilmesi için karşımızdaki kişinin ihtiyacının da o yardımın içinde olması gerekir. Bazen bunu günlük hayatın çok küçük anlarında bile görebiliriz. Örneğin siz “Boğazım çok kurudu.” dediğinizde, karşınızdaki kişi hemen çay, kahve ya da gazlı bir içecek getirebilir. Oysa sizin istediğiniz sadece sudur. Buradaki mesele size bir şey sunulmuş olması değildir. Mesele, sizin ne istediğinizi söylemenize fırsat verilmeden sizin için bir şey seçilmiş olmasıdır.
Aynı durum ilişkilerde çok daha büyük biçimlerde karşımıza çıkabilir. Bir arkadaşınız iş değiştirmek istediğini söyler, daha ne düşündüğünü anlatamadan onun için iş ilanlarına bakmaya başlarsınız. Çocuğunuz bir konuda zorlanır, kendi başına denemesine fırsat vermeden hemen siz yaparsınız. Bir yakınınız hayatıyla ilgili bir karar vermeye çalışır, daha ne istediğini anlamadan ona ne yapması gerektiğini anlatırsınız.
Birisi size sadece içini dökmek ister, siz daha cümlesini bitirmeden çözüm üretmeye başlarsınız. Bütün bunların arkasında sevgi olabilir. Koruma isteği olabilir. Yardım etme arzusu olabilir.
Fakat sürekli olarak bir başkasının yerine düşünmek, karar vermek ve harekete geçmek, zamanla o kişinin kendi hayatındaki alanını daraltabilir. Çünkü insan yalnızca yardım edilerek değil, kendi başına deneyerek de gelişir.
Bir şeyi kendimiz yapmak, karar vermek, hata yapmak, yeniden denemek ve sonunda “Bunu ben yaptım.” diyebilmek bize kendi gücümüzü gösterir. Eğer her defasında birileri bizim yerimize karar veriyor, bizim yerimize konuşuyor, bizim yerimize sorun çözüyor ve bizim yapabileceğimiz işleri de üstleniyorsa, bir süre sonra kendi gücümüzü kullanacağımız alan azalabilir.
Sonra kişi kendisine şu soruları sormaya başlayabilir:
“Ben gerçekten bunu yapamıyor muyum?”
“Acaba yeterince becerikli değil miyim?”
“Neden herkes bir şeyleri benden daha kolay yapıyor?”
“Ben tek başıma karar veremiyor muyum?”
Oysa kimi zaman sorun kişinin yapamaması değildir. Sorun, yapmayı deneyebileceği alanın ona hiç bırakılmamış olmasıdır.
Bir çocuk her düştüğünde kaldırılırsa, her zorlandığında onun yerine iş yapılırsa, her kararında yönlendirilirse kendi başına deneme fırsatı azalır. Yetişkinlikte de benzer bir durum yaşanabilir.
Ailesi sürekli onun adına karar veren biri, kendi hayatında karar vermekte zorlanabilir. Eşi her problemi onun adına çözen biri, zamanla kendi sorunlarıyla baş başa kaldığında ne yapacağını bilemeyebilir. Arkadaşları sürekli onun adına konuşan biri, kendi fikrini söylemekten uzaklaşabilir. Bütün bunlar tekrarlandıkça bir alışkanlık oluşabilir.
Bir taraf sürekli yapan, çözen ve yöneten kişi olur. Diğer taraf ise bekleyen, yardım alan ve yönlendirilen kişi haline gelir. Bir süre sonra kişi kendi hayatının içinde bile sadece dinleyici gibi hissedebilir. Ne istediğini anlatmaz. Çünkü nasıl olsa birileri onun yerine karar verecektir. Bir şey talep etmez. Çünkü nasıl olsa birileri neye ihtiyacı olduğunu bildiğini düşünüyordur. Kendi fikrini söylemekten vazgeçebilir. Çünkü yıllarca kendi fikrinden önce başkasının doğrusu gelmiştir. İşte bu noktada insanın yalnız hissetmesi de mümkün. Çevresinde insanlar vardır ama kendisini anlatamadığını hisseder. Yanında insanlar vardır ama anlaşılmadığını düşünür.
Hatta bir süre sonra “Kimse beni gerçekten dinlemiyor.” demeye başlayabilir. Bu yalnızlık bazen insanın kalabalıkların içinde bile yaşadığı bir yalnızlıktır. Çünkü görünür olmak yalnızca insanların bizi görmesi değildir. Kendi düşüncelerimizin, ihtiyaçlarımızın, isteklerimizin ve sınırlarımızın da ilişkiler içinde yer bulabilmesidir.
Kendi potansiyelimizi kullanamadığımızda da benzer bir durum ortaya çıkabilir. Bir insanın yerine sürekli birileri yapıyorsa, o insanın yapabileceği şeyler zamanla fark edilmez hale gelebilir.
Daha da önemlisi, kişi kendi kapasitesini kendisi de görememeye başlayabilir.
“Ben zaten böyleyim.”
“Ben karar veremem.”
“Ben bu işlerden anlamam.”
“Ben tek başıma yapamam.”
Oysa belki de yıllardır gerçekten yapamadığı için değil, yapmasına fırsat verilmediği için böyle hissediyordur. Bu nedenle ilişkilerde yardım etmek kadar, yardımın şeklini de düşünmek gerekir. Karşımızdaki insanın her sorununu çözmek zorunda değiliz. Her düştüğünde kaldırmak zorunda değiliz. Her kararını onun yerine vermek zorunda değiliz. Bazen sadece yanında durmak yeterlidir. Bazen “Sen ne yapmak istiyorsun?” diye sormak gerekir.
Bazen “Benden yardım istiyor musun, yoksa sadece seni dinlememi mi istiyorsun?” demek gerekir. Bazen de bir adım geri çekilip karşımızdaki insanın kendi yolunu bulmasına izin vermek gerekir. Bu, onu yalnız bırakmak değildir. Tam tersine, onun kendi hayatını yönetebileceğine duyduğumuz güveni göstermektir.
Elbette bütün bunları fark etmek her zaman kolay olmayabilir. Özellikle yıllardır aynı ilişki biçiminin içinde olan biri için “Ben artık kendi kararlarımı vereceğim.” demek bile başlı başına zorlayıcı olabilir. Kişi kendi hayatında ne istediğini, nerede sınır koyacağını, nerede yardım isteyeceğini ve nerede kendi başına hareket edebileceğini yeniden öğrenmek zorunda kalabilir.
Bu noktada psikolojik destek, kişinin kendisini suçlamadan bu örüntüleri fark etmesine yardımcı olabilir. Amaç geçmişte kimin ne yaptığını sürekli sorgulamak değil, bugün hayatımızda neyi değiştirebileceğimizi görebilmektir.
Çünkü geçmişte bize fazla yardım edilmiş olması, bundan sonra hiçbir şeyi kendi başımıza yapamayacağımız anlamına gelmez. Bir insan yıllarca başkalarının yönlendirmesiyle yaşamış olabilir. Sonrasında kendi kararlarını vermeyi öğrenebilir.
Yıllarca kendi ihtiyacını ikinci plana atmış olabilir. Sonrasında ne istediğini fark edebilir. Uzun süre “Ben yapamam.” diye düşünmüş olabilir. Sonrasında küçük küçük deneyerek aslında yapabildiği şeyleri görebilir. Belki de değişim, bir anda her şeyi tek başına yapmak değildir.
Bazen sadece ilk kez “Ben bunu nasıl yapmak istiyorum?” diye kendimize sormaktır.
Çünkü hayatımız boyunca bizi seven, koruyan ve bizim için bir şeyler yapan insanlar olabilir. Bunun kıymetini bilmek mümkündür. Ama sevgi ile kontrol, destek ile müdahale, yardım ile kişinin yerine yaşamak arasında bir fark olduğunu da unutmamak gerekir.
Bir başkasının iyiliğini düşünürken ona kendi hayatını yaşama alanı bırakmak da sevginin bir parçasıdır. Belki de hepimizin zaman zaman kendimize sorması gereken soru şudur:
“Ben şu anda gerçekten onun ihtiyacına mı karşılık veriyorum, yoksa onun yerine mi karar veriyorum?”
Çünkü bazen gerçekten iyi bir şey yapmak, bizim seçtiğimiz şeyi yapmak değil, karşımızdaki insanın ne istediğini duyabilecek kadar durabilmektir. Bazen bir insana verebileceğimiz en güzel destek, onun yerine yürümek değil, kendi ayakları üzerinde yürüyebileceğine inanarak yanında kalmaktır.
Belki de kendi hayatımız için de aynı şeyi hatırlamak gerekir:
Bize yıllarca “Senin iyiliğin için” denmiş olabilir. Bu, bundan sonra kendi iyiliğimizin ne olduğunu kendimizin keşfedemeyeceğimiz anlamına gelmez.


